GELİŞTİREN ANNE – BABA

Yeni kitap yorumumla herkese merhaba. Yine bir Doğan Cüceloğlu kitabı ile sizlerleleyim. En son Doğan Cüceloğlu’nun “İçimizdeki Çocuk” kitabını okuyup yorumumu sizlerle paylaşmıştım. “İçimizdeki Çocuk” kitabından sonra “Geliştiren Anne – Baba” kitabı bana çok daha akıcı ve akademik dilin ağırlığından arındırılmış bir çırpıda okuyabileceğiniz sadelikte geldi.
Çocuk yetiştirme konusunda en önemli noktalara en sade, en özet haliyle değinmiş. Bu tarz konularda yeni olan ve okumayı çok sevmeyen birine gözünüz kapalı tavsiye edebileceğiniz bir kitap diyebilirim. Kitap hakkında biraz daha detay isteyenler okumaya devam edebilir;)

Kitap beş bölümden oluşuyor. İlk bölümde her çocuğun doğuştan getirdiği potansiyelin farkında olup ona güvenmemiz ve onların olabileceklerinin en iyisi olarak yetişebilmeleri için anne baba ve öğretmenler olarak sorumluluğumuzun farkında olmamızın çok önemli olduğu konusuna vurgu yapıyor. Bu potansiyelin uygun ortamı bulursa gelişeceğine, uygun ortam bulamazsa zamanla yok olup gideceğinden bahsediyor.

İkinci bölümde çocuğunuzla ilgili niyetinizin farkında mısınız bunu sorgulamanıza yardımcı oluyor ve bunu keşfetmenin önemine değiniyor. Hiçbir anne babanın bile bile çocuğunun kötülüğünü istemeyeceğine ama iyi niyetin her zaman yeterli olmayacağını anne baba için sağlıklı, saf ve doğru olan niyetin çocuğunun olabileceğinin en iyisi olabileceğine hizmet etmek olduğundan bahsediyor.

Üçüncü bölümde anne baba olarak siz kimsiniz bunun üzerine düşünmenizi sağlıyor. Eğer geliştiren anne baba iseniz önceliğinizin kendinizi eğitmek ve geliştirmek olduğunu ve çocuğunuzun davranışına değil, sizinle olan ilişkinize önem vermeniz gerektiği üzerine duruyor.

Dördüncü bölümde çocuğunuzun varoluşuna önem veren, geliştiren anne baba olmanız için neleri bilmeniz, nelerin farkında olmanız gerekiyor bunlardan bahsediyor. Çocuklarının varoluşuna öncelik veren geliştiren anne babaların ellerinden geldiğince rol model olmaya gayret ettiklerine değiniyor.

Son olarak beşinci bölümde aile toplantılarının öneminden ve çocuğun içinde yetiştiği aile ikliminde yaşayan temel değerlerin neler olması gerektiği üzerine duruyor.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

HAMİLELİKTE EGZERSİZ OLARAK NELER YAPTIM?


Bu yazımı açıp okuyorsanız muhtemelen siz de hamilesiniz. Öncelikle bunun için sizi tebrik ederim. Hayatınız boyunca geçireceğiniz en büyülü zamanlar, tadını çıkarın! Ben de şu an yedi buçuk aylık hamileyim ve bu süreçte bu zamana kadar egzersiz olarak yaptıklarımı sizlere ilham olması açısından paylaşmak istedim. Bu yazımın “hamilelikte nasıl egzersiz yapılmalıdır” tarzında bir tavsiye olmadığını, kendi egzersiz sürecimi paylaştığım sıradan bir yazı olduğunu belirtmek isterim.

Şunu da hatırlatmak isterim ki nasıl her kadın farklı ve kendine özelse herkesin hamileliği de farklı ve kendine özeldir. O yüzden herhangi bir egzersiz yapmaya karar vermeden önce bu konuda sizi ve geçmişinizi iyi bilen doktorunuza mutlaka danışın derim.

Ben egzersizleri sadece iyi bir doğum yapabilmek için değil bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirebilmek ve daha iyi hissedebilmek için yapıyorum. Yaptığım egzersizleri youtube üzerinden buldum. Ayrıca şunu da dipnot olarak düşmek isterim, ben hamile olmadan önce yaklaşık beş sene düzenli sayılabilecek şekilde Odtü’ de yoga ve pilates dersleri aldım. Bu beş yıl boyunca hem bedenimi daha iyi tanıdığımı hem de temel hareketleri benimsediğimi düşünüyorum. O nedenle youtube üzerinde video araştırması yaparken hiç tecrübesi olmayan birine göre daha bilinçliydim diyebilirim sanırım:)

İLK ÜÇ AY

İlk üç ayımda doktorum yüzme dışında herhangi bir egzersiz yapmamamı söylediği için son iki haftamı saymazsam egzersiz yapmadım. Haftada en kötü bir gün spor yapan biri olarak bu benim için zor oldu. Son haftalar artık dayanamayıp çok hafif bir şekilde haftada iki gün yoga yaptım. İlk üç ayımda egzersiz yapmadım ama öğretmen olduğum için gün içinde sürekli hareketliydim diyebilirim.

İlk üç ay geçtikten sonra doktoruma neden egzersiz yapmama izin vermediğini bunun bana özel olup olmadığını sorduğumda, bana özel bir durum olmadığını herkese aynı şekilde söylediğini söyledi. Çevremdeki anne ve anne adayları ile bu durumu paylaşınca ilk üç ayda konulan yasakların doktordan doktora değiştiğine karar verdim. Benim doktorum gibi bazıları hiçbir egzersize izin vermezken bazı doktorlar hiçbir yasak koymuyorlar. Ben yasak koyan doktorların ilk üç ayda risk almak istemedikleri sonucunu çıkardım. Sizin doktorunuzun bu konudaki tavrı nasıl?

İKİNCİ ÜÇ AY

Benim hamileliğim, hamileliği ona daha çok huzur ve dinginlik verenlerden, şu ana kadar herhangi bir mide bulantısı veya kötü bir durum yaşamadım. İlk aylar koku hassasiyetim vardı o da çok uzun sürmedi. Genel olarak başından beri uykuya doyamıyorum ve hala çok uyuyorum 🙂 Yani genel olarak şu ana kadar rahat bir hamilelik geçirdim diyebilirim (çook şükür). O yüzden ilk üç ayı atlattıktan sonra doktorumun da izniyle hemen spor yapmaya başladım. Ama açıkçası çok istememe rağmen yaklaşık bir ay düzeni oturtmakta sıkıntı yaşadım. Hem çalıştığım, geri kalan zamanda da uyuduğum için zaman bulma konusunda sıkıntı yaşıyordum. Ama bu sürede vazgeçmiş değildim, düzene oturması için çok çabalıyordum. Bu konuda bana kendi hazırlamış olduğum rutin çizelgelerim yardımcı oldu. Rutin çizelgelerim sayesinde yaklaşık 1,5 ay sonunda artık istediğim günlerde egzersiz yapmaya ve bunu rutine dönüştürmeyi başarmıştım. (Rutin çizelgelerim hakkında daha fazla bilgi için tıklayabilirsiniz. VİDEO / YAZI )

Gelelim yaptığım egzersizlere, dediğim gibi egzersizleri youtube üzerinde yaptığım araştırmalar sonucu buldum. Şu an elimde severek yaptığım üç egzersiz videosu var. Bu üç videoya karar vermeden önce izleyip yaptığım başka videolarda oldu ama en çok içime sinen ve yaptıktan sonra bana kendimi iyi hissettiren bu üç video oldu. Biri top ile neredeyse iki günde bir yaptığım 10 dakika süren bir egzersiz. Bir diğeri yine 2 günde bir yaptığım 10 dakika süren esneme hareketlerinden oluşan egzersiz. Son olarak haftada en az iki gün yapmaya özen gösterdiğim yaklaşık yarım saat süren daha çok vücudu güçlendirmeye yönelik hareketler.

Bu arada gittiğim hastanede her üç ay için sunum yapılıp eğitim veriliyor, ben hepsine gittim ve her gittiğimde iyi ki katılmışım dedim. Çünkü sunumun genelini zaten kendimiz araştırarak biliyor olsak da orada yetkili bir kişiden ilk ağızdan dinlemek sizi kendinizden daha emin bir hale getiriyor. Mesela en son gittiğim ikinci üç ay eğitiminde yapılması gereken egzersizlerden, hareketlerden bahsettiler. Ben eğitimden önce hareketleri bulup yapmaya başlamıştım zaten ama bir de eğitim sırasında doğru egzersizleri seçmiş olduğumu görmek beni çok mutlu etti.

Bir de başından beri ara ara yapmaya özen gösterdiğim kegel egzersizi var. Aslında bunu bugüne kadar bilmemem çok büyük hata çünkü kegel egzersizi sadece doğum için değil, genel olarak bireyin yapması gereken ve bir çok yararının bulunduğu hareket. Size tavsiyem hala bu konuda bilginiz yoksa iyice araştırmanız ve bir an önce hayatınıza katmanız olacaktır.

SON ÜÇ AY

Şu an yapmış olduğum egzersizlerden çok memnunum. Muhtemelen gittiği yere kadar bu hareketlere devam edeceğim. Bugüne kadar okulda ve evde genel olarak aktif olduğum için açıkçası yürüyüş yapmadım ama kısa bir süre sonra izne ayrılacağım ve havalarda çok güzel olacağı için iki günde bir yürüyüş yapmayı planlıyorum. Bir de son aylar nefes ve kegel egzersizlerine yoğunluk vermeyi planlıyorum.

Benim hamilelikteki egzersiz maceram bu şekilde ilerliyor. Umarım size ilham olmuş ve sizi motive etmiştir.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

BEBEĞİNİZE FRANSIZ KALIN!


Amerikalı Bir Anne Fransız Usulü Ebeveynliğin Sırrını Keşfediyor

İkinci kitap yorumum ile herkese merhaba 🙂 Eşimin sıkılmadan okuyacağı bir anne-baba kitabı buldum sanırım. Kitabın dili o kadar güzel ki. Bir kere size öğütlerde bulunmuyor, bu olmazsa olmaz demiyor, ders kitabı niteliğinde hiç değil… Kitap, akıcılığının yanında her sayfasında çok öğretici.

Yazar kendi yetişmiş olduğu kültürde (Amerikan kültürü) çocuk yetiştirirken yapılan yanlışları farklı bir kültürde (Fransa kültürü) yaşamasıyla fark ediyor ve bu yanlışları doğrularıyla araştırmalar yaparak değiştiriyor. Kendi öğrenme macerasını akıcı bir dille anlatırken seni de içine alan bu kitap bir bakmışsın sana da çoğu konuda farkındalık edindirmiş ve çoğu konuda seni de ikna etmiş 🙂

Olayın başlangıcı yazar için şu şekilde başlıyor, kızı 18 aylıkken eşiyle beraber yaz tatiline çıkmaya karar veriyorlar (kendi Amerikalı eşi ise İngiliz). Tatillerinin berbat geçmesi üzerine kendi deyimiyle gazeteciliğe özgü merakıyla ve annelik çaresizliğiyle hayranlık duyduğu Fransız usulü ebeveynlerin neyi farklı yaptığını çözmeye karar veriyor.

Kitap çocukların uyuma düzeninden, damak zevkine, sakin anne babalara kadar uzanan geniş kapsamlı bir kitap, ben sizinle özellikle dikkatimi çeken kısımları küçük konu başlıkları altında sıraladım. Hadi başlayalım.

DÜZENLİ UYKU İÇİN “DURAKLAMA”!

Öncelikle kitapta bahsedilen “duraklama” yönteminden bahsetmek istiyorum. Bebek ağlamaya veya huzursuzlanmaya başladığı anda hemen kucağımıza almamayı bir süre beklememiz gerektiğini vurguluyorlar. Yeni doğanlar kendi uyku döngülerini kontrol edemezler ama üç ay ile altı ay arası çoğu bebek gece kesintisiz en az sekiz saat uyuyabilmeli diye düşünüyorlar.

Yapılan araştırmalara göre bebeğin ilk altı ayında uykusunun yüzde 50-60 arası bir oranı tedirgin bir uyku oluyor. Bu aşamada bebek aniden esniyor, geriniyor ve hatta gözlerini açıp kapatabiliyor. Bunu bir çağrı olarak görmenin hata olacağını ve kucağımıza alarak bebeğin uyku eğitimini sekteye uğratmış olacağımızı söylüyor.

Fransız ebeveynler bebeklere iyi uyumayı öğretmeyi kendilerine ait bir görev olarak görüyorlar. Tıpkı onlara gelecekte temizlik alışkanlığını, sağlıklı beslenmeyi ve bisiklete binmeyi öğretmek gibi…Gecenin yarısını sekiz aylık bir bebeği uyutmaya çalışarak geçirmenin iyi bir ebeveynlik alameti olduğunu düşünmüyorlar. Onlara göre bu; çocuğun bir uyku sorunu olduğu ve ailesinin de ciddi anlamda dengesinin bozulduğu anlamına geliyor.

Uyku araştırmacıları da tıpkı Fransız ebeveynler gibi sağlıklı bir bebeği hiç “ağlatmadan” ve üstelik daha birkaç haftalıkken bile tüm gece uyumasını sağlamanın mümkün olduğunu söylüyorlar. Dört aylık bir bebeğin gece acıktığını düşünenlere de durumu şöyle açıklıyorlar: Evet aç ama beslenmesi gerekmiyor. Siz de gecenin ortasında acıkabiliyorsunuz ama midenizin dinlenmesi gerektiğini bildiğiniz için yememeyi öğrendiniz. Bu onun için de geçerli.

Kitabın uyku konusundaki bu düşüncelerini hangi arkadaşımla (özellikle çocuklu olanlar) paylaştıysam hiçbiri katılmadı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

SABIRLI VE SAKİN BİR ÇOCUK OLMASI İÇİN “BEKLE”!

İkinci olarak dikkatimi çeken beslenme konusunda uyguladıkları “bekle” metodu. Fransız ebeveynler çocuklarının ne sıklıkta besleneceği konusunda sıkıntı yaşamıyorlar. Dört aylık dönemden itibaren Fransız bebekler düzenli şekilde besleniyorlar. Tıpkı uyku metotları gibi, Fransızlar için bu bir ebeveynlik felsefesinin parçası değil, genel bir uygulama.

Fransız bebekler kabaca aynı zamanlarda yemek yiyor. Ufak tefek farklar dışında, anneler çocukların sabah sekiz, öğlen on iki, on altı ve son olarak akşam yirmide beslendiklerini anlatıyor. Yani her an atıştırma, neredeyse günde on öğüne çıkan beslenme durumu onlarda doğru kabul edilmiyor. Bunu da şu şekilde sağlıyorlar; çocuklarına “sessiz ol” ya da “dur” demek yerine daha çok “bekle” diyorlar. Fransız ebeveynlere göre çocukları her acıktığında hızla beslememiz, ona bağımlı muamelesi yapmamız anlamına geliyor. Fakat beklemesini sağlamak, ona saygı duymanın bir biçimi. Çocukları sınırlarla karşı karşıya getirmek öfkeyle baş etmelerini sağlayıp daha mutlu ve dayanıklı bireyler olmalarını sağlıyor. Öfkeyi yaşatmanın en nazik yollarından biri de, günlük hayatta çocuklara beklemeyi öğretmek diyorlar. Beklemek onlara göre sadece önemli bir beceri değil, çocuk büyütmenin yapıtaşlarından da biri.

Ayrıca Fransız ebeveynler çocuklarının beslenmesine bulamaç şeklinde renksiz gıdalarla başlamıyorlar. İlk lokmalarından itibaren bebeklere tadı tuzu olan sebzeler sunuyorlar. Yeni gıdalarla tanıştırmanın kolay olmadığını biliyorlar ama en azından bir lokma almasını sağlayın ve reddedilen gıdanın yerine asla bir başkasını önermeyin diyorlar. Yeni gıdaları üçten fazla kez reddetseler bile siz başka bir gün yine şansınızı deneyin diyorlar.

Tüm Fransız bebek kitaplarında ebeveynlere sakin kalmaları ve çocuklar tek bir lokma yemeseler bile yemek saatlerinde neşeli olmaları söyleniyor. Devletin el kitabında da; “Onu zorlamayın ama teklif etmekten de vazgeçmeyin.” deniyor. “Ufak ufak alışacak. Tadına bakacak ve nihayetinde hoşlanacak.”

O BİR PROJE DEĞİL, BİR BİREY!

Fransız ebeveynler çocuklarının herhangi bir şeye erken başlaması konusunda gergin değiller. Onları okumaya, yüzmeye ya da zamanından önce matematikte ilerlemeye itmiyorlar. Dahi çocuk olmaları konusunda motive etmiyorlar. Onlar da çocuklarını çeşitli kurslara gönderiyorlar ama bunu ne kadar iyi ebeveynler olduklarının bir kanıtı olarak yapmıyorlar. Fransa’ da bir çocuğu cumartesi sabahı müzik dersine yazdırmak beyninde herhangi bir bölgeyi çalıştırmak için yapılmıyor. İyi vakit geçirmesi için yapılıyor. Fransız ebeveynler “keşfetmeye ve “farkındalık” kazanmaya inanıyor.

KİMİN SÖZÜ GEÇECEK? ” ÇERÇEVE”!

Fransız ebeveynlerin diğer bir kullandığı ve benim dikkatimi çeken yöntem “çerçeve yöntemi”. Bu yöntemde çocukların net sınırları oluyor fakat bu sınırlar dahilinde olabildiğince özgür oluyorlar. Çerçeve çizmelerinin amacı çocuğu onun içine hapsetmek değil. Ona öngörülebilir ve güvenilir bir dünya yaratmak. Bu sınırların çocukları aydınlatıp güçlendirdiğini savunuyorlar.

Çerçeve yöntemi ile aslında esas patronun kim olduğunu çocuk daha yaşamının ilk yıllarından öğrenmeye başlıyor. Ebeveynler çocuklarıyla hatta bebekleriyle (çünkü onların da her şeyi anladığını düşünüyorlar) çok kibar bir şekilde uzunca çerçeve üzerine konuşarak oluşturuyorlar. Çocuklarına neyi yapmaya izinleri olduğu ve neyi yapamayacakları konusunu açıklamaya zaman ayırıyorlar. Çerçeve neredeyse somut bir hale geliyor ve ebeveynler sadece jestleriyle bile sınır çizebiliyorlar.

SADECE ANNE DEĞİLSİN!

Özellikle Paris’li kadınların önem verdiği konulardan biri de kendilerinin sadece anne olmadıkları ve çocuklarının esiri haline gelmemeyi kendilerine sürekli hatırlatmaları. Evet ebeveynlik önemli ama diğer rollerimizi de küçültmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Kafayı mükemmel anne olmaya takmıyorlar, çünkü böyle bir şeyin olmayacağını zaten biliyorlar.

KARARLI BİR ŞEKİLDE SÖYLE “HAYIR”!

Hayır kelimesi de Fransızlar için çok önemli. Bu kelimeyi tutarlılıkla söylemek gerektiğini ve ağızdan bir kere çıktıysa, asla değişmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Hayır kelimesi tartışılmaz olmalı ve çocuk bunu defalarca yıkmak için uğraşsa da, bir işe yaramamalı.

“ÖVGÜ” FAZLASI ZARAR !

Son olarak övgünün çocuk için iyi olduğunu fakat fazlasının onun hayatını yaşamasına engel olduğu sonucuna varıyorlar. Çocuğu memnun etmek için yetişkinin sürekli “aferin” demesi, çocuğu olumlu yoruma bağımlı kılar. Bir süre sonra kendileri hakkında iyi hissetmek için birinin onayına ihtiyaç duyabilirler. Ve çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar daima takdir edilirlerse, herhangi bir şey için çaba göstermez hale gelirler. Sonuçta nasıl olsa övülecekler.

Yazımı bitirirken son olarak kitapta etkilendiğim şu cümlelere de yer vermek istiyorum. Fransız ebeveynlere çocukları için en çok ne istedikleri sorulduğunda; “kendileriyle barışık ve rahat olmalarını” ve ” dünyada kendi yollarını çizmelerini” istediklerini söylüyorlar. Çocuklarının kendilerine ait zevkler ve düşünceler geliştirerek büyümelerini istiyorlar.

Canım kızım ben de aynılarını senin için diliyorum ve seni çok seviyorum…

Buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

Herkese ilk kitap yorumumla merhaba. Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan biricik kızıma (o şimdi annesinin karnında 24 haftalık) ve canım öğrencilerime çok teşekkür ederim. Neden mi onlara teşekkür ediyorum? Çünkü özellikle birilerinden sorumlu olan kişilerin (anne, baba, öğretmen, müdür, yönetici…) sorumlu oldukları kişileri gerçek anlamda sevebilmeleri ve yarar sağlayabilmeleri için önce kendilerini geliştirmelerinin, kendi eksikliklerini gidermelerinin, kendilerine olan saygı ve sevgilerini geliştirmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum o yüzden onlara kocaman teşekkür ederim.

Gelelim kitabın ne anlattığına, kitap duygu, düşünüş ve davranışımızı sürekli etkileyen İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana Baba’dan söz ediyor. İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana Baba’nın ilişkisinin dengeli olmasının iç huzurumuz ve dolayısıyla mutlu bir hayat sürmemiz için önemli olduğunu savunuyor. Aile içi ilişkilerin çocuğun yetişmesini nasıl etkilediğini konu ediniyor.

Kitap altı kısımdan oluşuyor. Birinci kısmın amacı sizi içinizdeki çocukla tanıştırmak. Bu kısımda size bazı sorular soruluyor. İkinci kısımda iç çocuğunuzun içinde yetiştiği aileyle ilişkisi inceleniyor. Üçüncü kısımda ailenin iç çocuğu nasıl utanma ve utanca boğduğundan bahsediliyor. Dördüncü kısımda daha önce size sorduğu sorulara verdiğiniz cevapların ne anlama geldiğini anlatıyor. Beşinci kısımda iç dünyamızdaki farklı sesleri duymamızı amaçlıyor. Son olarak altıncı kısımda kendi kendinize yardım ederek iç çocuğunuzla ilişkinizi nasıl geliştirebileceğinizi ele alıyor.

“İçimizdeki Çocuk” kitabı, eşimle beraber bilmediğimiz bu yeni dünyaya (anne-baba olma) adım atarken bize ışık tutması açısından okumaya karar verdiğimiz (aslında benim bir liste oluşturup bunları okuyacağız dediğim:)) kitaplardan biriydi. Diğerlerini de okudukça mutlaka sizinle paylaşacağım, takipte kalmaya devam edin 🙂 Kitabı eşimden önce ben okudum. Bu tarz eğitici kitaplar eşimin çok tarzı olmadığı için kitabın her sayfasını eşimin kitabı sevip sevmeyeceğini düşünerek okudum ve genel olarak neredeyse yarısına gelene kadar “eşim okurken kesin çok sıkılacak” dedim. Benim gibi eğitici ve kişisel gelişim kitaplarını seven biri için her şey yolundaydı ama bu tarz kitaplardan çabuk sıkılanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü kitabın yarısına kadar anlatım ders kitabı niteliğinde ilerliyor ve bir yerde “tamam anladım problemi artık çözüm istiyorum, ne zaman çözüme geleceğiz?” dediğimi hatırlıyorum. Bunu hissetmemin sebebi de büyük ihtimal bu tarz kitapları sevmeyenlerin psikolojisiyle okuduğum içindir. Eşim daha bu kitabı okumadı, okuduktan sonra burayı mutlaka günceller sevip sevmediğini sizlerle paylaşırım.

İçimizdeki Çocuk bence herkesin okuması gereken ilaç niteliğinde bir kitap. Bu arada kitabı gerçekten okudum diyebilmeniz ve kitabın asıl amacı olan İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana Baba’nın dengesini yakalayabilmeniz için yapmanız gereken bir kısım var. Bu kısım yaklaşık iki hafta sürüyor ve her gün yarım saat aynı saatlerde yapmanız gerekiyor. Ben açıkçası daha uygulamadım ama uygulamayı çok istiyorum. Uyguladıktan sonra mutlaka buraya ben de işe yarayıp yaramadığını ekleyeceğim.

Son olarak Doğan Cüceloğlu kitapları ile nasıl tanıştığımdan bahsetmek istiyorum. Bir ara çevremde bana ilham olacak birileri olmadığından yakınıyordum ve gözlerimi, yüreğimi dört açmış bana ilham olacak birilerini arıyordum. Ayrıca o sıralar tam da artık önüme gelen kitabı okumak yerine ne okumak istediğime, benim ilgimi çeken kitapların ne olduğuna karar verdiğim bir dönemdi. Doğan Cüceloğlu kitapları da o sıralarda internette takılırken bir yerlerden gözüme ilişip duruyordu. Biraz araştırınca okumam gerektiğine karar veriyorum. Eşimin kolilenmiş kitapları arasında bir ara Doğan Cüceloğlu kitabı gördüğümü anımsıyorum ama emin değildim. Yine de bir bakayım dedim ve evet yanlış hatırlamıyordum. Doğan Cüceloğlu’nun “Savaşçı” kitabı vardı evde, hem de imzalı. Eşim lisedeyken Doğan Cüceloğlu okullarına gelmiş, imza oradan. Evet, bu sayede Doğan Cüceloğlu’nun okuduğum ilk kitabı “Savaşçı” oldu. O kitabın her cümlesi, her sayfası beni çok etkilemişti, çünkü ben ne düşünüyorsam hepsi karşımdaydı ne eksik ne fazla. Günlerdir aradığım bana ilham olacak kişiyi bulmuş gibi çok sevinçliydim. O zamanlar tam da benim gibi düşünen bana beni hatırlatacak birilerini ararken “Savaşçı” ile karşılaşmam benim için çok büyüleyiciydi. Doğal olarak bunun sonucunda Doğan Cüceloğlu’nun tüm kitaplarını okuma kararı alıyorum.

Bu benim ilk kitap yorumumdu. Evet farkındayım biraz uzun oldu ama sizin görüşlerinizi çok merak ediyorum sizce nasıl olmuş?? Aşağıya yorumlarınızı bırakırsanız çok sevinirim. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…