SINAVA SON ÜÇ AY KALA NE YAPMALI ?

“Çabaların meyvesi, ancak kişi vazgeçmediğinde ortaya çıkar.” Napoleon Hill

Evet son viraja geldiniz, şu an ne durumdasınız bilmiyorum ama size bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bu son üç ayı iyi geçirseniz de geçirmeseniz de çok hızlı geçeceğini ve ne durumda, ne seviyede olursanız olun bu üç ayın sizin için bir dönüm noktası olacağını bilmenizi isterim. Bunu stres olmanız için söylemiyorum aksine bitiş çizgisine, hayallerinize çok az kaldı “hadi son bir gayret” demek istiyorum.

Burada size, tecrübelerimi ve yapmış olduğum araştırmalara dayanarak neler yapmanız, nelere dikkat etmeniz gerektiğini küçük konu başlıkları altında sıraladım. Umarım aradığınız motivasyonu bir nebze de olsa bu yazımda bulabilirsiniz. Hadi başlayalım…

Ben sınava dershane ile çalışmaya başlamıştım. Öncesinde bir temeliniz var mıydı diye soracak olursanız, bir önceki sene kolejde çalışırken günlük birkaç saat bulabilirsem evde kendim kitaplardan çalışmıştım.

Dediğim gibi atandığım sene, sınava çalışmaya dershane ile beraber başladım ve son üç aya kadar dershanede hiçbir dersi kaçırmadığımı (çok iyi bildiğim matematik, türkçe dersi konuları dahil) en başından beri yapılan her deneme sınavına ki dershane evime bir saat uzaklıktaydı yine de kalkıp dershanede denemelere girdiğimi, tekrarlarımı düzenli bir şekilde yaptığımı belirtmek istiyorum. Siz bu şekilde bir yıl geçirmemiş olabilirsiniz bu dediklerim sizi korkutmasın. Hala geç kalmış sayılmazsınız, gelin bu son üç ayı ciddiye alın ve tavsiyelerimi elinizden geldiğince yapmaya çalışın, nasıl bir sıçrama yapacağınızı ve ne kadar yol katedeceğinizi görün!

“Tembellerin çalışma günü yarındır.” Aziz Nesin

Bu arada sınava hazırlandığım süre boyunca hep motive bir şekilde çalışmadığımı çoğu zaman bunaldığımı, sıkıldığımı belirtmek isterim. Evet benim için de çok zor bir süreçti ama şunu belirtmeliyim ki hiçbir zaman çalışmayı bırakmayı düşünmedim. Bazen yeri geldi nefret ede ede de çalıştığım olmuştur ama dediğim gibi yine de o masanın başında buldum kendimi. Yani bana özellikle çalışmak istemiyorum diye mesaj atanlara şunu söylemeliyim ki çoğu insan her zaman motive bir şekilde o masanın başına oturmuyor ya da her zaman motive olmayı beklemiyor. Çalışması gerektiğinin, ne istediğinin, aynı süreci tekrar tekrar yaşamak istemediğinin bilincinde hepsi bu.

Dershanede hatırlıyorum bu zamanlarda bırakan da çok olmuştu, çevremde olumsuz söylemler, umutsuz konuşmalar özellikle bu dönemde çok oluyordu. Ama hatırlıyorum özellikle bir gün yine çevremde olumsuz konuşmalar oluyorken kendime dedim ki Yağmur bugüne kadar elinden geleni yaptın ama bugünden sonra elinden gelenin fazlasını yapıp daha da çok çalışacaksın ve gerçekten o günden sonra daha da bir sıkı çalışmıştım.

SON ÜÇ AY EŞİTTİR ATAK YAPMAYA VE EKSİKLERİNİ KAPATMAYA

Son zamanlarda çok bırakan olduğu için atak yapmak isteyenler için ben bu son üç ayı bir fırsat olarak görüyorum. Özellikle çok çalışma imkanı olmayıp son üç aya kadar düzenli çalışamayanlar bu son üç ayda ciddi bir şekilde çalışırlarsa kendileri bile sonuçlarına şaşırabilir. Yani bu zamana kadar iyi çalışmadım bundan sonra da önemli değil demeyin. Son aylar ciddi şekilde yol katedebilirsiniz.

BİR YIL EMEK VERMİŞ OLAN SEN, HADİ SON BİR GAYRET!

Son üç aya kadar düzenli çalışan biriyseniz son zamanlarda kendinizi genel olarak yorulmuş, bıkkın ve demotive hissedebilirsiniz. Bunları hissetmeniz çok normal sakın ha yavaşlamayın, koca yılın emeğini çöpe atmayın. Bu son aylar sizin artık denemelerde emeklerinizin karşılığını alma vakti.

BEDENİNİ DE YAVAŞTAN SINAVA HAZIRLAMA VAKTİ

Eğer düzenli bir uykuya sahip değilseniz, özellikle geceleri ders çalışıyorsanız artık uykunuzu düzene koyma vaktinin geldiğini düşünüyorum . Daha önce videolarımda da söylemiştim tabi ki bir yılın emeğini o sabah kahvaltı yapmamanız ya da o gece uyumamanız yok edemez ama kendinizi daha iyi hissetmeniz ve bedeninizi de o güne hazırlamanız için yavaştan düzenli bir uykuya geçme çalışmalarına başlamanızın iyi olacağını düşünüyorum.

BU AYLARDA OLMAZSA OLMAZ “DENEME”

Konuları bitirmiş de olabilirsiniz bitirmemiş de olabilirsiniz önemli değil. Artık düzenli bir şekilde deneme çözmeye başlamış olmalısınız. Dershaneye gidiyorsanız oradaki denemeleri kaçırmamanızı, dershaneye gitmiyorsanız evde denemelere başlamanızı üstüne başka dershanelerin denemelerine gitmenizi ve eğer alanınız varsa alan ile ilgili denemeler alıp evde ekstra deneme yapmanızı mutlaka tavsiye ediyorum. Özellikle son ay hala konularım bitmemesine rağmen günde iki alan denemesi bir gk-gy denemesi ve bir eğitim bilimleri denemesi yaptığımı belirtmek isterim.

DENEMELERİ KENDİNİ ÜZMEK İÇİN Mİ YAPIYORSUN YOKSA EKSİKLERİNİ KAPATMAK VE TEKRAR YAPMAK İÇİN Mİ?

Denemelerde netleriniz yerine eksiklerinize odaklanın. Benim deneme sonuçlarımı yazdığım bir defterim vardı, tabi ki her ders için netlerimin gidişatını takip ediyordum ama esas önem verdiğim nokta denemelerde eksiklerimi yakalamak ve tekrar etmek idi. Her deneme sınavından sonra çözüm kitapçığında her sorunun çözümüne bakıyordum, evet doğru yaptığım soruların bile çözümlerine bakıyordum. Özellikle sözel dersler için denemelerin güzel bir tekrar imkanı olduğunu düşünüyorum.

Ne kadar çok deneme yaparsanız o kadar sınav heyecanınıza da iyi geleceğini bilmenizi isterim. Ben sınav heyecanımı yenmemi, dershanemin yaptığı hiçbir deneme sınavı kaçırmamama ve son aylarda bol deneme yapmış olmama borçluyum.

SANANE BAŞKASINDAN, HALA ANLAMADIN MI BU YARIŞ SADECE KENDİNLE !

Bu dönemde başkalarının netleri, konuları bitirip bitirmediği, çözdüğü sorular en son takacağınız şey olmalı. Bana göre sınav döneminde yapılan en boş şey başkasının ne yaptığını kafaya takmak, bunu yapanlara çok kızıyorum. Ben hiç kimseye bu konuda bir soru sorduğumu da hatırlamıyorum sen kaç soru çözüyorsun gibi… Çünkü gerçekten herkesin çalışma şekli o kadar kendine özel ki biriyle kıyaslanması karşılaştırılması çok mantıksız geliyor. Sen bir konuyu bir kere çalışır üzerine 10 test çözerek iyi anlarsın başkası konuyu dört farklı kaynaktan çalışır üzerine bir test çözer ve o dersi halleder. Kendinizi kendinizle kıyaslayın, düne bir ay öncesine göre kendinizi gözlemleyin yeter. Boşverin başkasını…

HEY! BİR YIL BOYUNCA ÇALIŞMAMIŞ OLAN SEN, EVET SEN DE GEÇ KALMIŞ DEĞİLSİN!

Yeni çalışmaya başlamış biriyseniz size tavsiyem çok güzel bir plan yapmanız çünkü son üç ay tüm konuları içinize sindire sindire bitirmeniz pek mümkün değil ama güzel bir plan ile en azından soruların daha çok geldiği konulara öncelik verip onları halledebilirsiniz. Unutmayın ki hiçbir çalışma karşılıksız kalmaz.

SOSYAL MEDYADAN UZAK DUR!

Benim sınava hazırlandığım sene hiçbir sosyal medya adresim yoktu. Size de tavsiyem en azından bu son üç ay sosyal medya kullanımınızı azaltmanız hatta mümkünse hiç kullanmamanız. Emin olun uzak kalmakla bir şey kaçırmış olmayacaksınız.

BEN GÜZEL DÜŞÜNDÜM GÜZEL OLDU, SEN DE BİR DENE İSTERSEN

Son olarak size tavsiyem özellikle kafanızda kötü düşünceler belirdiği ya da sınav heyecanı sarmaya başladığı anda sağa sola sınavınızın çok güzel geçeceğine dair yazılar yazmanız ve buna gerçekten kendinizi inandırmanız.

Hepinize kolay gelsin. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

NEDEN RUTİNİNİZ OLMALI

NEDEN RUTİNİNİZ OLMALI



Bir rutine sahip olmak, yaşamınızda sağlıklı tekrarlar oluşturmaktan ve belirli bir şekilde yaşamak için bilinçli seçimler yapmaktan başka bir şey değildir. Bir rutine sahip olmak başarı ve mutluluğun en önemli anahtarlarından biridir.

Pek çok kişi bir rutine sahip olmayı reddeder. Çünkü hayatlarında daha maceracı olmayı tercih ederler. Rutinler onlar için sıkıcı, katı, boğucu ve hayatın heyecanını kaçıran bir durum gibi gelir. Aksine, kişisel bir günlük rutin tasarlamanız ve ona bağlı kalmanız; özgür, üretken, mutlu olmanıza ve gerçek potansiyelinizi gerçekleştirmenize yardımcı olacaktır.

Ne kadar ya da ne tür rutinlerinizin olması gerektiğine dair bir kural yoktur. Her birimiz farklıyız ve birimiz için iyi olan başka birimiz için işe yaramayabilir. Rutinleriniz ihtiyaçlarınızı temel almalıdır. Rutinlerinizin etkili olabilmesi için iyi planlanmış ve düzenli olması gerekir.

Başarılı insanlar için rutinler vazgeçilmezdir, peki neden?
Bu yazımda bir rutine sahip olmanızın bazı avantajlarından bahsedeceğim.

Günlerinizi daha verimli geçirmenizi sağlar

Gün içerisinde sürekli bir şeylere karar vermek stresli bir durumdur. Fakat takip etmeniz gereken bir rutininiz olduğunda gün içerisinde çok fazla düşünmenize gerek kalmaz ve bu her gün almanız gereken onlarca karardan bir kısmını azaltmanıza yardımcı olur. Bir rutine sahip olduğunuzda her sabah gününüzü planlama ihtiyacınız ortadan kalkar ve değerli zamanınız size kalır.

Rutin, tekrar tekrar yaptığınız ve sonunda alışkanlık haline getirdiğiniz şeylerdir. Artık bunlar alışkanlık olduğunda, harekete geçmek için düşünmeniz gerekmez. Yapmanız gerekenleri kendinize hatırlatmanıza gerek kalmadan otomatik olarak bunları halletmeniz yaşamınızdaki verimliliği artırır.

Stresinizi azaltmaya yardımcı olur

Hayatımızda her zaman kontrolümüzün dışında kalan şeyler olacaktır. Ancak, özellikle bir rutini takip edersek kontrolümüzün altında olanların sayısı artacaktır. Rutinler yaşayacağımız olası stresleri minimuma indirir. Örneğin, zaten bir yere gitmek için geç kalmışsınız ve evden tam çıkacakken arabanızın anahtarını bulamıyorsunuz. Bunun o an sizi ne kadar strese sokacağını bir düşünün. Bunun olmasını engellemenin çok basit bir yolu var; anahtarlarınızı eve girer girmez aynı yere koyma alışkanlığı kazanmanız. İşte sıradan bir stresin önüne geçtiniz bile!

Önceliklerinize zaman ayırmanızı sağlar

Rutin oluşturmanın güzel yanlarından biri de önceliklerimiz konusunda itici bir kuvvet oluşturup bizi zorlamasıdır. Dikkatli bir şekilde kişisel rutin oluşturmamız ve buna sadık kalmamız, bizim için öncelikli şeyleri yapmamızı sağlar. Hayatımızdaki unutkanlık ve ihmaller azalır. En önemli görevlerimiz önceden belirlenmiş olduğu için, rutinimizi takip ettiğimiz sürece anlamsız şeylere zaman ve çaba harcamayız. Örneğin, kendimizi gözlemleyip iyice düşündükten sonra düzenli spor yapmanın ulaşmak istediğimiz hedeflerden ve önceliklerimizden biri olduğuna karar verip haftada üç gün spor yapmayı günlük rutinlerimizin içerisine ekleyebiliriz.

İyi alışkanlıklarınızı artırır

Alışkanlık kazanmanın sırrı tekrardır. Kendiniz için bir rutin oluşturduğunuzda aynı şeyleri tekrar tekrar yaparsınız, bu durum iyi alışkanlıklarınızı geliştirir ve artırır. Mesela daha sağlıklı bir bedene sahip olmayı isteyebilir ve bu konuda kendinize bir rutin oluşturup buna uygulayabilirsiniz.

Kötü alışkanlıklarınızı azaltır

Bir rutine sahip olmanız, potansiyelinizi gerçekleştirmeniz için iyi alışkanlıklar geliştirmenize yardımcı olurken, size iyi gelmeyen kötü alışkanlıklarınızı ortadan kaldırmaya yardımcı olur. İyi alışkanlıklarınızı tekrar ederek bunları kötü alışkanlıklarınızla yavaşça değiştirebilirsiniz.

Bir düşünün, eğer kendinize bir sürü iyi alışkanlık kazandırırsanız eski kötü alışkanlıklarınız için yer kalır mı? Gerçekten sizin için neyin önemli olduğuna karar verin ve bu gibi şeylerin etrafında dönen bir program yapın. Bu programı bir kaç hafta uygularsanız yeni rutininiz alışkanlık haline gelecek ve kötü alışkanlıklarınız ile yer değiştirecek. Kötü alışkanlıklarınızdan kaçınmaya çalışmak yerine, yenilerini yaratmaya başlamak daha kolay olabilir. Yeni programınıza bağlı kaldığınızda, kötü alışkanlıklarınız doğal olarak hayatınızdan silinir.

İvme kazandırır

Bildiğiniz üzere her gün aynı şeyi tekrar tekrar yapmak bir ivme kazandırır ve bu da yaptığınız şeyi takip etmenizi kolaylaştırır. Her gün düzenli olarak küçük de olsa bir şeyler yapmak, uzun vadede size büyük bir ivme kazandırır ve bu neredeyse hayattaki her şey için geçerlidir. Her gün bir şeyler yapmanın anlık faydası az olsa da, kazanç bir süre sonra çok büyük olacaktır. Örneğin, günde 20 sayfa kitap okumak, yılda 7.300 sayfa okumak demektir ve bu da yılda yaklaşık 30 kitap okumak demektir.

Motivasyonunuza ve iradenize olan ihtiyacınızı azaltır

Sabah dişlerimizi fırçalamak için bir motivasyona veya iradeye ihtiyacımız olmaz, bu bizim için günlük rutindir. Her sabah kalktığınızda dişlerinizi fırçalayıp fırçalamamak için oturup düşündüğünüzü bunun için her sabah kendinizi motive etmeye çalıştığınızı bir düşünün. Kulağa korkunç geliyor değil mi? Dişlerimizi fırçalamak zorunda kaldığımızı düşünmüyoruz; basitçe yapıyoruz. Aynı şey, bir rutini takip ettiğimizde diğer işler için de geçerlidir. Basitçe, ‘rutin’ olur!

İrade gücü ve motivasyon her zaman bizimle değildir. Bu nedenle, görevleri gerçekleştirmek için rutine güvenmek, irade ve motivasyona güvenmekten çok daha kolaydır. Evet, bir rutin oluştururken, rutini sürdürmek için kendinizi motive etmek zorundasınız. Ancak, rutin bir kez ayarlandıktan sonra, otopilot devreye girer ve sürekli irade ve motivasyona ihtiyaç duyulmaz.

Dinlenmek için daha fazla zaman yaratır

Günlük rutinlere sahip olmak ve bu rutinleri takip etmek, aslında çoğu insanın düşündüğünün aksine bize daha fazla boş zaman sağlar. Bir rutine sahip olmak daha önce dediğim gibi kesinlikle sizin günü daha verimli ve etkili geçirmenizi sağlar. Genel olarak yapmanız gereken şeyleri rutine bağladığınız zaman bunları yapmak için daha az zaman harcamaya başlıyoruz ve bu da bize daha fazla boş zaman olarak geri dönüyor.

ZXCDZX

Daha iyisi olmanıza ve hedeflerinizi gerçekleştirmenize yardım eder

Başarılı insanlar tekrar tekrar aynı şeyi yaparak hedeflerine ulaşırlar. Bir rutin geliştirmek, her gün yaptıklarınızda daha hızlı ve daha usta olmanıza yardımcı olacaktır. Her gün düzenli bir şekilde yazarsanız, bu konuda daha iyi olacaksınızdır. Hedeflerinize uygun bir rutinin geliştirilmesi ve buna bağlı kalmak, başarıyı yakalamanın en kesin yollarından biridir. Pratik yapmak mükemmelleştirir!

Her birimiz farklıyız ve farklı amaçlara, ihtiyaçlara, arzulara ve kaynaklara sahibiz. İşte bu yüzden yaşamımızda elde etmek istediğimiz neler varsa dikkatlice karar verdikten sonra kendi rutinimizi geliştirmemiz önemlidir.

Bugün yepyeni bir gün ve kendi rutininizi başlatmak için asla geç değildir.

Hadi gelin beraber rutin oluşturmaya başlayalım

Eğer buraya kadar okuduklarınız kendinize rutin oluşturmanız konusunda sizi ikna ettiyse ve rutin oluşturmak isteyip nasıl başlayacağınızı bilmiyorsanız tam bu noktada önce kendimde uyguladığım ve yararını çok gördüğüm çizelgeleri sizle paylaşma vakti.

Bu aşağıda görmüş olduğunuz plan kendim için hazırladığım bir haftalık beslenme planı. Öncelikle neden böyle bir çizelgeye ihtiyaç duyduğumdan bahsetmek istiyorum. Ben sağlıklı beslenmeye gayret eden, sağlıklı beslendiği zaman mutlu olan ve abur cuburla pek arası olmayan biriyim (hiç yemiyor değilim) . Son zamanlarda özellikle gerçekten sağlıklı besleniyor muyum diye bakmak istediğimde bunu bir çizelge olmadan gözlemleyemeyeceğimi fark ettim. Yani bu çizelgenin ortaya çıkması bu şekilde oldu. Daha sağlıklı beslenmek istediğim için böyle bir plan hazırladım ve bu planı hazırlarken diyetisyen ablamdan yardım aldım. Bu planı uygulamaya başlar başlamaz beni çok motive ettiğini fark ettim. Muhtemelen her sabah yumurta yemiyordum ama tuhaf bir şekilde bu plan her sabah benim yumurta yememi sağladı. Aslında amacım kendimi gözlemlemekti ama bu hazırlamış olduğum plan daha fazlasını sağladı.

Hepimiz farklıyız ve hepimizin ihtiyaçları çok farklı ve sizin de kendinize özel bir plan hazırlayabilmeniz için boş halini sizler için ekledim.

Bir hafta boyunca bu planı uyguladıktan ve çok memnun kaldıktan sonra iki haftalık olan versiyonunu hazırladım. Aşağıda görmüş olduğunuz iki haftalık beslenme planı çizelgesidir.

Bu da yine sizler için olan boş hali…

Hayatımda düzene sokmak istediklerim sadece beslenme ile sınırlı değildi. Bir de spor ve kişisel gelişim konusunda da bir şeyleri düzene sokmak, bir rutine bağlamak istiyordum. Özellikle bu yukarıda hazırlamış olduğum çizelgelerin bana çok iyi geldiğini görünce hiç vakit kaybetmeden aşağıda görmüş olduğunuz çizelgeyi de hazırladım.

Bu çizelge ile yine öncelikle kendimi gözlemlemek kendimi tanımak istiyorum.

  1. Yapmam gerekenler neler?
  2. Yapmak istediklerim neler?

Bu çizelgede öncelikle bunları sıralayıp sonra hangi günler neleri yapabileceğimi, nelere ne kadar zaman ayırabileceğimi gözlemleyeceğim. Bu planı bir hafta uygulayabildim ama şimdiden kafamda bir şeyler oluştu ve şimdiden bana güzellikler katmaya başladı. Mesela her gün 10 dakika yogaya vakit ayırabileceğimi gördüm, ve yine çizelgenin beni motive etmesi sayesinde her gün teşekkür edebileceğimi, her gün sevdiğim insana onu sevdiğimi söyleyebileceğimi fark ettim.

Sizler için yine boş hali 🙂

Bu tarz çabalar o kadar kıymetli ve özel ki sonunda sizlere muhteşem güzellikler katacaktır.

Şimdilik bu çizelgeler yardımıyla öncelikle kendimizi tanıyacağız ve ihtiyaçlarımızı belirleyeceğiz. Sonra beraber rutinimizi oluşturacağız. Bu yolda benimle berabersen aşağıya yorum olarak herhangi bir emoji bırakman yanımda olduğunu göstermen için yeterli. Bir diğer yazımda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın….

KPSS’YE EVDE HAZIRLANIYORUM

          Kpss’ye evde hazırlanıyorsanız ve konuları hafta hafta, ay ay planlama konusunda sıkıntı yaşıyorsanız şu an doğru yerdesiniz. 

          Şimdi artık çoğu insan sınavlara evde çalışarak hazırlanıyor. Benim sınava hazırlandığım sene (2015) uzaktan eğitim videoları popüler olmaya başlamıştı. Şimdilerde olduğu gibi internet üzerinden ders çalışabileceğimiz videolar yoktu. Şimdi çok güzel videolar olduğunu ve çoğu insanın bunları izleyerek hazırlandığını biliyorum. Bana göndermiş olduğunuz mesajlardan anladığım kadarıyla evde çalışan biri olarak planlama konusunda sıkıntı yaşıyorsunuz. 

           Dershaneye gitmiş olsaydınız hangi dersin ne zaman başlayacağı ne zaman biteceği belli olacaktı. Sizin bu konuda oturup düşünmenize gerek kalmayacaktı. Neyin ne zaman işleneceği belli olacaktı. Ama evde çalışan biriyseniz bütün kontrol sizde ve bunu gerçekten iyi ayarlamanız lazım. Sizin de aynı dershane gibi her hafta her ay ne işleyeceğiniz belli olmalı yoksa “acaba yetiştirebilecek miyim?” kaygısı oluşmaya başlıyor. Ya da tam tersi yetiştirebileceğinizi düşünüp rahat ilerliyorsunuz sonra bir bakıyorsunuz sınava az kalmış ve önünüzde daha çalışmanız gereken bir sürü konu var.  Bunları ortadan kaldırmak için ben size yardımcı olması açısından bazı ders çalışma planları hazırladım. Buraya ayrıca planlayıcıların boş halini de bıraktım. İsterseniz onları indirip kendi planınızı kendiniz de oluşturabilirsiniz. Umarım bu hazırlamış olduğum pdf dosyaları sizin daha düzenli bir şekilde ilerlemenizi sağlar. Hepinize kolay gelsin…

Sadece Genel Kültür Genel Yetenek Kısmından Sorumlu Olanlar 

       Eğer sınavda sadece genel kültür genel yetenek kısmından sorumlu iseniz bu hazırlamış olduğum ders planı tam size göre.  Düzenli bir şekilde çalışırsanız yaklaşık dört ay içerisinde bütün konuları bitirebilirsiniz. 

           Çalıştığınız süre boyunca tekrarlarınızı aksatmamanız çok önemli. Tekrarlarınıza gereken önemi vermezseniz üzülerek söylemeliyim ki emekleriniz boşa gidecektir. Tekrar yapma konusunda sıkıntı yaşıyorsanız size yardımcı olabileceğini düşündüğüm videomu izleyebilirsiniz.

           Sadece gk-gy den sınava hazırlanan biri olarak ne kadar fazla soru çözmeniz gerektiğini söylememe gerek yok diye düşünüyorum. Sadece gk-gy kısmından hazırlananlar için kilit noktanın bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü çoğu insan konuları bitirmekte sıkıntı yaşamıyor. Kim çok fazla soru çözerse o bir adım önde diye düşünüyorum. Sadece gk-gy den sınava hazırlananlar kendi tavsiyelerini de aşağıda yorum olarak bizimle paylaşırlarsa çok mutlu olurum. 

Genel Kültür Genel Yetenek ve Eğitim Bilimleri Kısımlarından Sorumlu Olanlar

          Sınavda sadece genel kültür genel yetenek ve eğitim bilimleri kısımlarından sorumluysanız bu hazırlamış olduğum iki çalışma planı sizi düzene sokacak ve neyi ne zaman bitireceğinizi bilmeniz kaygılanmadan ilerlemenizi sağlayacak.

        Genel kültür genel yetenek için yaklaşık dört ayınız, eğitim bilimleri için yaklaşık beş ayınız olacak. İki planı  aynı anda götürmeye özen göstermenizi tavsiye ederim.

         

          Eğitim bilimlerini çalışma konusunda birkaç tavsiye verecek olursam öncelikle dersi gerçekten iyi anlatan bir hocadan dinlemeniz çok önemli, çünkü eğitim bilimleri genel olarak çok zor değil ama bazı noktaların ayrımını iyi yapamadığımızda soruları çözmekte sıkıntı yaşıyoruz. Hep söylüyorum, ben dersleri hep en önden dinliyordum ve hocaların anlattığı bir kelimeyi bile kaçırmıyordum. Ders esnasında notlarımı çok özenle alıyordum. Sonrasında evde birine anlatır gibi tekrar edip soru çözüyordum. Eve gelip notlarımı tekrar yazmak bana göre hep zaman kaybı geldi, bu yüzden hiç denemedim bile. Size tavsiyem evde çalışan biri olarak videolarınızı pür dikkat dinlemeniz. Yani yarım saatlik videoyu bir saate uzatmamanız. İzlerken not almanız ve sonrasında düzenli aralıklarla tekrarlarınızı aksatmamanız.

Hem GK-GY Hem EB Hem de Alan Sınavlarından Sorumlu Olanlar

           Sizin için ayrı bir genel kültür genel yetenek ve eğitim bilimleri programı hazırladım. Çünkü sizin bu üç bölümü bir arada götürebilmeniz için daha uzun bir süreye ihtiyacınız var.

           Aynı anda bu üç bölümü bir arada götürebilmek kolay değil biliyorum, ama olması gereken bu üç bölümü olabildiğince bir arada götürmek. Bu planları hazırlarken amacım size ev ortamında dershane disiplini yaratmak oldu. Yani dershanede nasıl her hafta her ders işleniyorsa sizin de evde o şekilde çalışmanızı sağlayabilecek planlar hazırlamaya özen gösterdim.

Aşağıda görmüş olduğunuz çalışma planı fen bilimleri alanı için hazırlamış olduğum ders planıdır. Ben fen bilimleri alanından sınava girdim. Bu alanda kendimi yeterli gördüğüm için size örnek olması açısından bu planı hazırladım. Ayrıca farklı alanlar için de hazırlamış olduğum taslağı indirip siz de kendi alan çalışma planınızı oluşturabilirsiniz.

         Kendi alanınız için çalışma planı hazırlamak istiyorsanız işte boş bir çalışma planı karşınızda. Alanınızda sorumlu olduğunuz konuları belirleyip bunları hafta hafta dengeli bir şekilde dağıtırsanız en azından biraz daha net bir şekilde önünüzü görmüş olursunuz.

          Son olarak bu hazırlamış olduğum ders planlarında sarkmalar olabilir, her hafta düzenli bir şekilde planlarınızı yerleştiremeyebilirsiniz. Bazı haftalar bazı konular sonraki haftaya sarkabilir ya da planladığınızdan daha erken bitirebilirsiniz. Önemli olan nokta bu planlara genel olarak uymanız ve sizi nelerin beklediğini bilmeniz. Umarım bu hazırlamış olduğum planlar işinize yarar. Sizi seviyorum… 

TELEFON BAĞIMLILIĞI

Yemek saatlerinde sık sık telefon kullanıyorsanız, telefonunuzda diğer kişilerle etkileşime girmekten daha fazla zaman harcıyorsanız, yapmanız gereken odaklanmanız gereken başka işleriniz varken telefonda takılıyorsanız, telefonunuz yanınızda olmadığında kendinizi rahatsız hissediyorsanız,  hatta bazı geceler uyanıp telefonunuzu kontrol ediyorsanız siz bir telefon bağımlısısınız.

Bir şeye bağımlı olmaya başladığınızda günlük aktivitelerinizi, işinizi ve ilişkilerinizi etkilemeye, hayatınızı kontrol etmeye başlar. Cep telefonunun aşırı kullanımı da bir bağımlılıktır. Ve bu bağımlılığa “nomofobi” denir. “Nomofobi” telefondan uzak kalamama hastalığı olarak biliniyor.

Psikoloji profesörü ve The Distracted Mind’in yazarı Larry Rosen, CNBC’ye “Birçok kişi, uyarıları veya bildirimleri olmasa bile, her 15 dakikada hatta daha kısa süreli aralıklarla telefonlarını kontrol ediyor” diyor. Size tanıdık geldi mi? Kullanımınızı azaltmak bağımlılıktan kurtulmak için “artık daha az instagrama gireceğim” ya da ” çalışırken whatsApp mesajlarına cevap vermeyeceğim” gibi cümlelerdense daha gerçekçi ve somut adımlar atmaya ihtiyacınız var. Size bu konuda yardımcı olabileceğini düşündüğüm 12 basit yönteme geçmeden önce dikkatinizi daha çok çekmek adına kısaca telefon bağımlılığının zararlarına değinmek istiyorum.

TELEFON BAĞIMLILIĞININ BAZI ZARARLARI
  • Yalnızlığı ve depresyonu artırma
  • Öfke ve sinirlilik
  • Kaygıyı besleme
  • Stresi artırma
  • Dikkat eksikliği bozukluğunu şiddetlendirme
  • Konsantre olmanızı zorlaştırarak derin ve yaratıcı düşünmenizi engelleme
  • Uyku bozukluğu

Baştan söylemeliyim ki kolay olmayacak ama buna değecek. Şimdi, size yardımcı olacak 12 yönteme gelelim.

1. Telefon kullanımınızı gözlemleyin

Araştırmalara göre, üniversite öğrencileri telefonlarında günde 8-10 saat geçiriyor. Siz günde kaç saat telefonunuzda vakit geçirdiğinizi biliyor musunuz? Günlük telefon kullanım sürenizi bilmek farkındalığınızı artırır. Probleminizin ne sevide olduğunun farkında olursanız bu çözüm bulmanızı kolaylaştıracaktır. Bu konuda size yardımcı olabileceğini düşündüğüm ve benim deneyimlediğim “Quality Time” ve “Social Fever” uygulamalarını tavsiye ederim. Bu uygulamalar sayesinde telefonunuzda hangi uygulamada ne kadar takıldığınızı, günde kaç kere hangi uygulamalara giriş yaptığınızı, gün sonunda toplamda telefonunuzda ne kadar vakit geçirdiğinizi öğrenebiliyorsunuz. (Quality Time çok önce kullanmıştım, bu aralar Social Fever i kullanıyorum ve Quality Time a göre daha çok sevdim diyebilirim. Özellikle herhangi bir uygulamada takılırken o sırada ekranda bir zamanlayıcının belirmesi ve siz takılırken o zamanın akması çok hoşuma gitti.)

2. Bildirimleri kapatın

Bildirim yok = telefonunuzu kontrol etmeniz için sebep yok.

Aslında teoride bu kadar basit.

Birçok kişinin Facebook, Twitter, Instagram, Spotify ve diğer uygulamalardan aldıkları sonsuz bildirimden dolayı dikkatini dağılıyor.

Telefonunuzu sık sık kontrol etmeniz bunu bir alışkanlık haline getirir. Bu nedenle bildirimleri kapatın; telefonunuzu kullanmaya daha az mecbur kalırsınız. Bildirimlerinizi kapatmadığınız tek uygulamalar kısa mesaj ve takvim uygulamaları olabilir. Bunun nedeni, bazen acil durumlar olabilmesidir. Geriye kalan her şey dikkat dağıtıcıdır ve göz önünde bulundurulmalıdır.

3. Spesifik sınırlar koyun

Kendinize “telefonunuzu daha az kullanmanız” gerektiğini söylemek etkili değildir, çünkü bu ifade çok geneldir. Telefon kullanımınızı sınırlandırmak için bunun yerine daha somut ve spesifik sınırlar belirleyin.

İşte bazı olası sınırlar:

  • Yemek saatlerinde
  • Tuvalette
  • Sosyal etkinliklerde
  • Bireysel görüşmelerde
  • Yatak odasında telefon kullanmamak gibi…

Kolay bir tane ile başlayın ve her ay yeni bir tane ekleyin. Zamanla, telefon kullanım düzeninizde büyük bir fark göreceksiniz.

4. Yatağa girmeden önce telefonunuzdan kurtulun

Uyumadan önce ya telefonunuzu başka bir odaya koyun ya da telefonunuzu kapatın. Hatta her gün uyumadan bir saat önce telefonunuzla vedelaşacağınız bir kural da koyabilirsiniz.

Araştırmalar akıllı telefonunuzu yatakta kullanmanın iyi bir fikir olmadığını gösteriyor. Telefon bağımlılığınızdan kurtulmanın en etkili yollarından biri yatağınızı telefonsuz bir bölge haline getirmektir. Bunu sağlığınız için yapmalısınız. İlk birkaç gece zor olacaktır, ama zamanla size ne kadar iyi geldiğini görünce devam edeceksiniz. Ama ben telefonumu çalar saat olarak kullanıyorum bu madde bana uygun değil diyorsanız sizi 5. maddeye alalım.

5. Zamanı takip etmek ve alarm kurmak için eski yöntemleri kullanın

Saatin kaç olduğunu bilmek istediğimizde elimizin hemen telefonlarımıza gitmesi neredeyse bizim doğamız oldu. Ama sadece saate bakmakla kalmıyoruz, malesef orada duramıyoruz . Zamanı kontrol ettikten sonra, instagramdan WhatsApp mesajlarına oradan e-postalara kadar her şeyi kontrol ediyoruz.

Telefonlarımıza alarm kurup güne ilk olarak telefonumuzla başlamamız da hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmuş durumda. Telefonlarımıza alarm kurmak yerine çalar saatler kullanabiliriz. Böylece 4. maddeyi uygulamamak için hiçbir bahanemiz olmayacak. Bu nedenle, kol saati takmak ve çalar saat almak sizi telefonunuzu kontrol etmenize gerek kalmadan güne devam etmenizi sağlayacak.

6. Telefonunuzdaki tüm sosyal medya uygulamalarını silin

Bu biraz sert gelmiş olabilir, ama öyle değil. Telefonunuzun internet tarayıcısından sosyal medya sitelerine hala erişebileceksiniz. Elbette uygulama deneyimi kadar iyi olmayacak ama zaman zaman sosyal medya özleminizi gidermenize yardımcı olacak. Bu, sosyal medya güncellemelerinizi gün içinde bilinçsizce sayısız kere kontrol etmenizi engelleyecek.

Tamamen kaldıramam bu bana zor gelir diyorsanız en azından zamanınızı çalan sosyal medya uygulamalarını ana ekranınızda bulundurmayın onun yerine size bir şeyler katacağını düşündüğünüz kullanmak istediğiniz uygulamaları (yeni bir dil öğrenmek gibi) göz önünde tutun. Ama sosyal medyasız da yaşayabileceğinizi unutmayın ve kendinize özellikle zamanınızı çok fazla çalan sosyal medya adreslerinizi silmek için bir şans verin.

7. Telefonsuz zaman geçirin

Telefon bağımlılığı ile mücadele konusunda birçok fikir vardır, ancak işinize bağlı olarak bunlar değişkenlik gösterir. Özellikle telefonla çalışmak zorunda olanlar için gün içerisinde telefondan uzak vakit geçirmek zordur.

Öğrenciyseniz ve hazırlanmanız gereken bir sınavınız varsa gün içerisinde sadece belirli saatlerde (sadece akşam 19.00-21.00 saatleri arası kullanım gibi )telefon kullanım planı hazırlayabilirsiniz. Tüm gün telefonundan ayrı kalamayacak durumda olanlar da gün içerisinde özellikle üretken olmaları gereken saatlerde (günde 2 saat) telefonundan uzak kalabilirler. Çünkü telefonunuz yanınızdayken odaklanmanız zorlaşır, bu da üretkenliğinizi düşürür. Bu nedenle, telefonsuz bir saat dilimi oluşturmak çok önemlidir.

Bazen çılgınca şeyler de yapabilirsiniz. Telefonunuzdan tamamen uzak bir hafta sonu geçirebilmek için hiçbir servis hizmetinin olmadığı bir yerde kamp yapmak, haftada bir gün telefonunuzu evde bırakmak veya haftada sadece bir gün telefonda vakit geçirmek gibi.

8. Sinir bozucu bir şifre kullanın

Çoğu kişi kısa bir şifre belirleyerek telefonlarının hızlı bir şekilde kilidini açarlar. Ancak telefon bağımlılığınızı azaltmak isteyen biriyseniz size tavsiyem uzun ve karmaşık bir şifre belirlemenizdir.

9. Alışkanlıklarınızı değiştirin

Telefonunuzu kullanmanızın her bir nedenini düşünün (sosyal medya, oyunlar, mesajlaşma, telefon görüşmeleri…). Bu alışkanlıklardan bazıları işiniz ve günlük yaşamınız için gerekli olabilir, ama bazıları sizi insanlarla olan etkileşimlerinizden ve sorumluluklarınızdan uzaklaştırıp hayatınızı ele geçiriyor. Size zarar veren alışkanlıkların her birini daha üretken, sosyal ve kaliteli deneyimlere dönüştürmeye çalışın.

Sıkılmış ve yalnızsanız, akıllı telefonunuzu kullanma dürtüsüne dayanmak çok zor olabilir. Meditasyon yapmak, kitap okumak ya da arkadaşlarınızla sohbet etmek gibi zamanı doldurmanın başka yollarını bulun. Ben mesela yatmadan önce telefon ile takılma alışkanlığımı yatmadan önce kitap okuma alışkanlığı ile değiştirdim. Kötü alışkanlıkları iyi alışkanlıklarla değiştirmek, hiçbir özlem duymadan mücadele etmek için zor bir alışkanlığı ortadan kaldırmaya çalışmaktan çok daha kolaydır.

10. Sorununuz hakkında çevrenizi bilgilendirin

Ailenize ve arkadaşlarınıza telefonunuzu çok fazla kullandığınızı düşündüğünüzü ve azaltmaya çalıştığınızı söyleyebilir onlardan sizi günün belirli saatlerinde aramalarını veya mesaj atmalarını isteyebilirsiniz. Aile üyeleriniz sizi daha iyi tanıdıkları için telefon kullanımınızı azaltma konusunda size önerilerde bulunup yardımcı bile olabilir.

11. Telefonunuzu başka birine verin

Bunu özellikle telefonunuzu okuldan sonra, akşam yemeğinden sonra ve hafta sonları da dahil olmak üzere kullanma zorunluluğunu hissettiğiniz zamanlarda yararlanabileceğiniz bir yöntem olarak kullanabilirsiniz.

12. Bir süre tuşlu telefon kullanın

Eğer ciddi seviyede bir telefon bağımlılığınız varsa ve yukarıda bahsettiklerimin hiçbiri işe yaramazsa birkaç hafta boyunca tuşlu telefon kullanabilirsiniz. Ne zaman akıllı telefon bağımlılığınızın üstesinden geldiğinizi hissettiğiniz o zaman tekrar akıllı telefona dönebilirsiniz. Kolay olmayacak, ama buna değecektir.

Bu yöntemi verimli geçirmek istediğiniz sınav haftalarınızda ya da yetiştirmeniz gereken önemli projelerde de uygulayabilirsiniz.

Siz de bu konudaki deneyimlerinizi aşağıda yorum olarak bize ilham olması açısından paylaşarak daha sağlıklı, daha mutlu, daha anlamlı yaşamlar yaşamamıza yardımcı olabilirsiniz.

Buraya kadar okumuş olduğunuz için teşekkür ederim. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

ERTELEMEKTEN KURTULMANIN YOLLARI

Hiçbirimiz ertelemek istemiyoruz ama bir şekilde kendimizi o döngünün içinde buluyoruz. Ertelemek bu kadar kolayken nasıl bundan kurtulmak bu kadar zor!

Bazılarımız işlerimizi son güne bırakma heyecanını seviyoruz, bazılarımız da başarısız olmaktan korktuğumuz için erteliyoruz. Hepimiz biliyoruz ki eğer erteliyorsak bunun bir bedeli olacaktır. Amerikan Psikologlar Derneği dergisinde Dianne Tice ve Roy Baumeister tarafından yayınlanan bir çalışmaya göre ertelemek; depresyon, özgüven eksikliği, kaygı ve stres gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Ertelediğiniz an iyi hissedebilirsiniz ama uzun vadede bu sizin için iyi olmayacaktır. O yüzden ertelerken bir kez daha düşünün! Ve bunu masum bir davranış olarak görmeyin. Erteleme aynı zamanda otokontrolünüzün zayıf olduğunun göstergesidir.

Peki, ertelemek istemiyorsak neler yapabiliriz? İşte size ertelemekten kurtulmanız için yardımcı olacak 20 yol.

1) Ertelediğinizi Kabul Edin

Bazen gerçekten yapmanız gereken bir işi iyi bir sebebiniz olduğunda ertelemek zorunda kalabilirsiniz. Bu durumda zaten bir erteleyici olmazsınız. Ancak yapmanız gerekeni yapmaktan kaçınırsanız işte o zaman bir erteleyici olursunuz. Gününüzü öncelikleriniz olmayan şeylerle dolduruyorsanız (mesela ders çalışmanız gerekirken odanızı toparlıyorsanız) yapılacaklar listenizdeki önemli maddeleri uzun süre erteleyip yapmıyorsanız, vaktinizi, listenizdeki önemli maddelerinizle uğraşmak yerine, diğer kişilerin yapmanızı istediği önemsiz işlerle dolduruyorsanız, hep uygun ruh halini, doğru zamanı bekliyorsanız, bilmenizi isterim ki siz bir erteleyicisiniz.

2) Neden Ertelediğinizi Öğrenin

Bununla başa çıkabilmeniz için önce neden ertelediğinizi bilmeniz gerekiyor. Kötü planlama yapmanız, başarısız olacağınızı düşünüp yapmanız gereken önceliğiniz olan işi bırakıp kendinizi yaparken daha yeterli hissettiğiniz bir işe geçmeniz, mükemmelliyetçi olmanız, yapacağınız iş için gerekli becerilere sahip olmadığınızı hissetmeniz bunlar erteleme nedenlerinden bazılarıdır. İçlerinden hangisi sizin erteleme nedeniniz?

Ertelemenin bir diğer önemli nedeni de karar verememedir. Ne yapılması gerektiğine karar verememek başlamanızı engeller. Önceliklerine göre hazırlanmış bir yapılacaklar listesine ve etkili bir plana sahip olan kişiler bunun üstesinden kolayca gelebiliyorlar.

3) Sadece Başlayın

Başlamak en zor kısımdır. Bırakın bahaneleri, bırakın daha başlamadan kendinizi yargılamayı, sadece başlayın! Eğer başlarsanız uzun süredir sizi rahatsız eden sırtınızda kambur olmuş yükten kurtulmuş olmanın yanı sıra bir momentum kazanarak beyniniz devam etmeniz için sizi zorlayacaktır ve ilerlemenizi sağlayacaktır.

4) Kendinize iyi davranın

Ertelemekten kurtulmak için kendinize karşı katı olmanız gerektiğini düşünebilirsiniz, ancak bilim böyle söylemiyor. Öncelikle geçmişte ertelemiş olduğunuz için kendinizi affedin. Araştırmalar, kendinizi affetmenin daha iyi hissetmenize ve gelecekte erteleme olasılığını azaltmanıza yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Yapılan bir araştırmaya göre ilk sınav için çalışmayı erteledikten sonra kendilerini affeden katılımcıların, bir sonraki sınavlar için çalışmayı erteleme ihtimalinin daha düşük olduğunu saptamıştır.

Kendinizi affetmeniz olumsuz duyguları aşmanıza yardımcı olacak böylece gelecekteki görevlere daha kolay yaklaşacaksınız.

5) Parçalara ayırın

Genelde bitirmemiz gereken büyük işler gözümüzde büyür ve onları erteleriz. Büyük işleri küçük parçalara ayırmamız korkumuzu azaltarak o işe başlamamıza yardımcı olacaktır.

6) İyi bir neden bulun

Birkaç dakika ayırın ve bitirmeniz gereken iş için kendinize güzel bir neden bulun. Derinlemesine düşünüp gerçekten iyi bir neden bulursanız bu yaptığınız işi kolaylaştıracaktır hatta yaparken zevk bile alabilirsiniz.

7) Dikkatli olun

Mükemmeliyetçilik ve başarısızlık korkusu bazı ertelemelerin kökenidir. Kendinizi şöyle söyleyerek yakaladığınızda aman dikkat! “Bu bir felaket olacak”, ya da “bunun kesinlikle mükemmel olmasını istiyorum!”

8)Hatırlatıcılar

Bir şey üzerinde çalışmanız gerektiğinde veya en azından zamanınızı boşa harcamamanız gerektiğini düşündüğünüzde kendinize günlük (veya saatlik) bir hatırlatma sistemi kurun.

9)Bir motivasyon dostunuz olsun

Hedeflerinizi gerçeğe dönüştürmeye gelince yanınızda düştüğünüz her an sizi ayağa kaldıracak birinin olması kadar güzel bir şey yoktur.
Birinden sizi kontrol etmesini isteyebilirsiniz. Erteleme sürecine girmeye başladığınızda sizi tekrar toparlayabilir.

10) Kendinizi sorumlu tutun

İnsanlara bir şey yapacağımızı söylemek, gerçekten harekete geçmenin cazibesini güçlü bir şekilde artırabilir, çünkü beynimizin ödül sistemi sosyal duruşumuza çok duyarlı. Araştırmalar, başkaları tarafından saygı duyulup duyulmadığımızın, yabancılar tarafından bile bizim için çok önemli olduğunu gösteriyor. Çoğumuz diğer insanlara aptalca veya tembel görünmek istemiyoruz. Bu yüzden yapacaklarımızı cesaretle herkese açık olarak duyurmamız bizi daha sorumlu hale getirip sözümüzü tutmamıza yardımcı oluyor. Bunu çoğu zaman ben de yapıyorum. Özellikle erteleyeceğimi bildiğim işlerimde instagram adresimden “bunu şu güne yetiştirmeye çalışacağım” şeklinde hikaye paylaşıp sorumluluğumu artırıyorum ve gerçekten işe yarıyor.

11) Erken kalkın

Erken kalkmanın en güzel yanı ortama sessizliğin ve sakinliğin hakim olmasıdır. Bu sizin normalde günün telaşı içerisinde çok daha fazla zamanınızı alabilecek işlerinizi daha konsantre ve daha hızlı bir şekilde yapmanıza yardımcı olacaktır.

12) Erken yatın

Eğer erken uyumazsanız erken kalkamaz ve çalışamazsınız. Kendimizi yeniden şarj etmemiz çok önemli çünkü yorgunluk ertelemeyi en çok besleyen faktörlerden biridir!

13) Her gün 15 dakika

Bazen hayatımız o kadar karmaşık geliyor ki onu toparlamak yerine erteliyoruz. Aslında her gün sadece 15 dakika bazı işlerimizi toparlamak (email temizliği, ev temizliği…) için harcarsak yapılacak işlerimizin yükünün o kadar büyük olmadığını görürüz.

14) Olumsuz tarafıyla yüzleşin

Yeni bir şey yapmanın artılarını ve eksilerini tartıştığımız halde, bu şeyi yapmamanın artılarını ve eksilerini çok daha az düşünürüz. Şu an önceliğiniz ve yapmanız gereken ne ise onu sürekli ertelediğinizi ve sonunda sizi nelerin beklediğini derinlemesine düşünüp bir kağıda not alın. Bu biraz acı verici olabilir ama sizi harekete geçireceğinden eminim.

15) Kendinize ödül verin

Zamanında tamamladığınız her bir görev için kendinizi ödüllendirin (kahve-pasta, sosyal medyada takılma…). Ve işlerinizi zamanında bitirmenin ne kadar iyi olduğunu anladığınızdan emin olun!

16) İç konuşmanızı gözden geçirin

“Yapmalıyım” , “yapmak zorundayım”, “yapmam gerekir” sözlerini kullanmanız, her ne yapıyorsanız başka bir seçeneğiniz olmadığı anlamı taşır ve bu da sizin kendinizi güçsüz hissetmenize neden olur. Bunun yerine “yapmayı seçiyorum” sözlerini kullanırsanız yapmanız gereken üzerinde daha çok sizin kontrol sahibi olduğunuzu gösterir ve bu da size iyi gelir.

17) Dikkat dağıtıcıları en aza indirin

Çalışırken telefonu kullanmasanız bile telefonunuzun görüş alanınınızda olmasının performansınızı kötü etkilediğini biliyor musunuz? Telefonunuzu sessize alarak başka bir odada bırakın. Televizyonun ve bilgisayarın yanında çalışmaktan kaçının.
Telefonunuzun yanında olması gereken durumlarda internetinizi kapatın ve bildirimleri sessize alın. Ertelemek istemiyor ve elinizdekine odaklanmak istiyorsanız bunları yapmalısınız.

18) Önce zor ve önemli görevleri yapın

Hepimiz biliyoruz ki görev ne kadar zorsa, tamamlamak için o kadar fazla enerji ve konsantrasyona ihtiyaç duyarız. Bu nedenle, ilk önce en zor ve en önemli işleri yapmak mantıklıdır, çünkü yorgun olduğumuzda başlamaya çalışmak zordur, bu da çoğu zaman o görevi başka bir güne ertelememize neden olur.

Bu maddeyi sınava hazırladığım süre boyunca bire bir uyguladım ve çok yararını gördüm. Çalışırken en az zevk aldığım, en zor gelen dersleri günlük programımım ilk saatlerine yerleştiriyordum. Zevkli bulduğum derslere konsantre olmam için günün geri kalan saatleri beni bekliyor oluyordu.

19) Asla mükemmel olmayacağının farkına varın

Mükemmel olmadığı sürece bir şey üzerinde çalışmıyorsanız, bu dünya size göre değil. Mükemmeliyetçilik gizlice sizi mahveder. Hiçbir şey mükemmel değildir. Kusurları kabul edin, çabanıza değer verin ve bir sonraki işinize devam edin.

20) Mola verin

Kendinizi bunalmış hissettiğinizde mola verin ama bu mola zamanlanmış ve bu zamana uyulmuş bir mola olsun. On dakikalık molayı yarım saat yapmayın! Kendinizi toparlamak için mola verin ve elinizden geldiğince bu sürede telefonunuzdan uzak durun. Yenilenmiş bir zihin üretken bir zihindir.

Erteleme sürecinin üstesinden gelmenin ilk adımı, yaptığınızı kabul etmektir. Ardından, davranışınızın arkasındaki nedenleri belirleyin ve yönetmek ve üstesinden gelmek için uygun stratejileri kullanın.

Ertelemenin üstesinden gelmek ve daha etkili olmak için kendi tecrübeleriniz ve tavsiyeleriniz varsa bunu benimle yorum olarak paylaşırsanız çok sevinirim.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

GELİŞTİREN ANNE – BABA

Yeni kitap yorumumla herkese merhaba. Yine bir Doğan Cüceloğlu kitabı ile sizlerleleyim. En son Doğan Cüceloğlu’nun “İçimizdeki Çocuk” kitabını okuyup yorumumu sizlerle paylaşmıştım. “İçimizdeki Çocuk” kitabından sonra “Geliştiren Anne – Baba” kitabı bana çok daha akıcı ve akademik dilin ağırlığından arındırılmış bir çırpıda okuyabileceğiniz sadelikte geldi.
Çocuk yetiştirme konusunda en önemli noktalara en sade, en özet haliyle değinmiş. Bu tarz konularda yeni olan ve okumayı çok sevmeyen birine gözünüz kapalı tavsiye edebileceğiniz bir kitap diyebilirim. Kitap hakkında biraz daha detay isteyenler okumaya devam edebilir;)

Kitap beş bölümden oluşuyor. İlk bölümde her çocuğun doğuştan getirdiği potansiyelin farkında olup ona güvenmemiz ve onların olabileceklerinin en iyisi olarak yetişebilmeleri için anne baba ve öğretmenler olarak sorumluluğumuzun farkında olmamızın çok önemli olduğu konusuna vurgu yapıyor. Bu potansiyelin uygun ortamı bulursa gelişeceğine, uygun ortam bulamazsa zamanla yok olup gideceğinden bahsediyor.

İkinci bölümde çocuğunuzla ilgili niyetinizin farkında mısınız bunu sorgulamanıza yardımcı oluyor ve bunu keşfetmenin önemine değiniyor. Hiçbir anne babanın bile bile çocuğunun kötülüğünü istemeyeceğine ama iyi niyetin her zaman yeterli olmayacağını anne baba için sağlıklı, saf ve doğru olan niyetin çocuğunun olabileceğinin en iyisi olabileceğine hizmet etmek olduğundan bahsediyor.

Üçüncü bölümde anne baba olarak siz kimsiniz bunun üzerine düşünmenizi sağlıyor. Eğer geliştiren anne baba iseniz önceliğinizin kendinizi eğitmek ve geliştirmek olduğunu ve çocuğunuzun davranışına değil, sizinle olan ilişkinize önem vermeniz gerektiği üzerine duruyor.

Dördüncü bölümde çocuğunuzun varoluşuna önem veren, geliştiren anne baba olmanız için neleri bilmeniz, nelerin farkında olmanız gerekiyor bunlardan bahsediyor. Çocuklarının varoluşuna öncelik veren geliştiren anne babaların ellerinden geldiğince rol model olmaya gayret ettiklerine değiniyor.

Son olarak beşinci bölümde aile toplantılarının öneminden ve çocuğun içinde yetiştiği aile ikliminde yaşayan temel değerlerin neler olması gerektiği üzerine duruyor.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

HAMİLELİKTE EGZERSİZ OLARAK NELER YAPTIM?


Bu yazımı açıp okuyorsanız muhtemelen siz de hamilesiniz. Öncelikle bunun için sizi tebrik ederim. Hayatınız boyunca geçireceğiniz en büyülü zamanlar, tadını çıkarın! Ben de şu an yedi buçuk aylık hamileyim ve bu süreçte bu zamana kadar egzersiz olarak yaptıklarımı sizlere ilham olması açısından paylaşmak istedim. Bu yazımın “hamilelikte nasıl egzersiz yapılmalıdır” tarzında bir tavsiye olmadığını, kendi egzersiz sürecimi paylaştığım sıradan bir yazı olduğunu belirtmek isterim.

Şunu da hatırlatmak isterim ki nasıl her kadın farklı ve kendine özelse herkesin hamileliği de farklı ve kendine özeldir. O yüzden herhangi bir egzersiz yapmaya karar vermeden önce bu konuda sizi ve geçmişinizi iyi bilen doktorunuza mutlaka danışın derim.

Ben egzersizleri sadece iyi bir doğum yapabilmek için değil bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirebilmek ve daha iyi hissedebilmek için yapıyorum. Yaptığım egzersizleri youtube üzerinden buldum. Ayrıca şunu da dipnot olarak düşmek isterim, ben hamile olmadan önce yaklaşık beş sene düzenli sayılabilecek şekilde Odtü’ de yoga ve pilates dersleri aldım. Bu beş yıl boyunca hem bedenimi daha iyi tanıdığımı hem de temel hareketleri benimsediğimi düşünüyorum. O nedenle youtube üzerinde video araştırması yaparken hiç tecrübesi olmayan birine göre daha bilinçliydim diyebilirim sanırım:)

İLK ÜÇ AY

İlk üç ayımda doktorum yüzme dışında herhangi bir egzersiz yapmamamı söylediği için son iki haftamı saymazsam egzersiz yapmadım. Haftada en kötü bir gün spor yapan biri olarak bu benim için zor oldu. Son haftalar artık dayanamayıp çok hafif bir şekilde haftada iki gün yoga yaptım. İlk üç ayımda egzersiz yapmadım ama öğretmen olduğum için gün içinde sürekli hareketliydim diyebilirim.

İlk üç ay geçtikten sonra doktoruma neden egzersiz yapmama izin vermediğini bunun bana özel olup olmadığını sorduğumda, bana özel bir durum olmadığını herkese aynı şekilde söylediğini söyledi. Çevremdeki anne ve anne adayları ile bu durumu paylaşınca ilk üç ayda konulan yasakların doktordan doktora değiştiğine karar verdim. Benim doktorum gibi bazıları hiçbir egzersize izin vermezken bazı doktorlar hiçbir yasak koymuyorlar. Ben yasak koyan doktorların ilk üç ayda risk almak istemedikleri sonucunu çıkardım. Sizin doktorunuzun bu konudaki tavrı nasıl?

İKİNCİ ÜÇ AY

Benim hamileliğim, hamileliği ona daha çok huzur ve dinginlik verenlerden, şu ana kadar herhangi bir mide bulantısı veya kötü bir durum yaşamadım. İlk aylar koku hassasiyetim vardı o da çok uzun sürmedi. Genel olarak başından beri uykuya doyamıyorum ve hala çok uyuyorum 🙂 Yani genel olarak şu ana kadar rahat bir hamilelik geçirdim diyebilirim (çook şükür). O yüzden ilk üç ayı atlattıktan sonra doktorumun da izniyle hemen spor yapmaya başladım. Ama açıkçası çok istememe rağmen yaklaşık bir ay düzeni oturtmakta sıkıntı yaşadım. Hem çalıştığım, geri kalan zamanda da uyuduğum için zaman bulma konusunda sıkıntı yaşıyordum. Ama bu sürede vazgeçmiş değildim, düzene oturması için çok çabalıyordum. Bu konuda bana kendi hazırlamış olduğum rutin çizelgelerim yardımcı oldu. Rutin çizelgelerim sayesinde yaklaşık 1,5 ay sonunda artık istediğim günlerde egzersiz yapmaya ve bunu rutine dönüştürmeyi başarmıştım. (Rutin çizelgelerim hakkında daha fazla bilgi için tıklayabilirsiniz. VİDEO / YAZI )

Gelelim yaptığım egzersizlere, dediğim gibi egzersizleri youtube üzerinde yaptığım araştırmalar sonucu buldum. Şu an elimde severek yaptığım üç egzersiz videosu var. Bu üç videoya karar vermeden önce izleyip yaptığım başka videolarda oldu ama en çok içime sinen ve yaptıktan sonra bana kendimi iyi hissettiren bu üç video oldu. Biri top ile neredeyse iki günde bir yaptığım 10 dakika süren bir egzersiz. Bir diğeri yine 2 günde bir yaptığım 10 dakika süren esneme hareketlerinden oluşan egzersiz. Son olarak haftada en az iki gün yapmaya özen gösterdiğim yaklaşık yarım saat süren daha çok vücudu güçlendirmeye yönelik hareketler.

Bu arada gittiğim hastanede her üç ay için sunum yapılıp eğitim veriliyor, ben hepsine gittim ve her gittiğimde iyi ki katılmışım dedim. Çünkü sunumun genelini zaten kendimiz araştırarak biliyor olsak da orada yetkili bir kişiden ilk ağızdan dinlemek sizi kendinizden daha emin bir hale getiriyor. Mesela en son gittiğim ikinci üç ay eğitiminde yapılması gereken egzersizlerden, hareketlerden bahsettiler. Ben eğitimden önce hareketleri bulup yapmaya başlamıştım zaten ama bir de eğitim sırasında doğru egzersizleri seçmiş olduğumu görmek beni çok mutlu etti.

Bir de başından beri ara ara yapmaya özen gösterdiğim kegel egzersizi var. Aslında bunu bugüne kadar bilmemem çok büyük hata çünkü kegel egzersizi sadece doğum için değil, genel olarak bireyin yapması gereken ve bir çok yararının bulunduğu hareket. Size tavsiyem hala bu konuda bilginiz yoksa iyice araştırmanız ve bir an önce hayatınıza katmanız olacaktır.

SON ÜÇ AY

Şu an yapmış olduğum egzersizlerden çok memnunum. Muhtemelen gittiği yere kadar bu hareketlere devam edeceğim. Bugüne kadar okulda ve evde genel olarak aktif olduğum için açıkçası yürüyüş yapmadım ama kısa bir süre sonra izne ayrılacağım ve havalarda çok güzel olacağı için iki günde bir yürüyüş yapmayı planlıyorum. Bir de son aylar nefes ve kegel egzersizlerine yoğunluk vermeyi planlıyorum.

Benim hamilelikteki egzersiz maceram bu şekilde ilerliyor. Umarım size ilham olmuş ve sizi motive etmiştir.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

BEBEĞİNİZE FRANSIZ KALIN!


Amerikalı Bir Anne Fransız Usulü Ebeveynliğin Sırrını Keşfediyor

İkinci kitap yorumum ile herkese merhaba 🙂 Eşimin sıkılmadan okuyacağı bir anne-baba kitabı buldum sanırım. Kitabın dili o kadar güzel ki. Bir kere size öğütlerde bulunmuyor, bu olmazsa olmaz demiyor, ders kitabı niteliğinde hiç değil… Kitap, akıcılığının yanında her sayfasında çok öğretici.

Yazar kendi yetişmiş olduğu kültürde (Amerikan kültürü) çocuk yetiştirirken yapılan yanlışları farklı bir kültürde (Fransa kültürü) yaşamasıyla fark ediyor ve bu yanlışları doğrularıyla araştırmalar yaparak değiştiriyor. Kendi öğrenme macerasını akıcı bir dille anlatırken seni de içine alan bu kitap bir bakmışsın sana da çoğu konuda farkındalık edindirmiş ve çoğu konuda seni de ikna etmiş 🙂

Olayın başlangıcı yazar için şu şekilde başlıyor, kızı 18 aylıkken eşiyle beraber yaz tatiline çıkmaya karar veriyorlar (kendi Amerikalı eşi ise İngiliz). Tatillerinin berbat geçmesi üzerine kendi deyimiyle gazeteciliğe özgü merakıyla ve annelik çaresizliğiyle hayranlık duyduğu Fransız usulü ebeveynlerin neyi farklı yaptığını çözmeye karar veriyor.

Kitap çocukların uyuma düzeninden, damak zevkine, sakin anne babalara kadar uzanan geniş kapsamlı bir kitap, ben sizinle özellikle dikkatimi çeken kısımları küçük konu başlıkları altında sıraladım. Hadi başlayalım.

DÜZENLİ UYKU İÇİN “DURAKLAMA”!

Öncelikle kitapta bahsedilen “duraklama” yönteminden bahsetmek istiyorum. Bebek ağlamaya veya huzursuzlanmaya başladığı anda hemen kucağımıza almamayı bir süre beklememiz gerektiğini vurguluyorlar. Yeni doğanlar kendi uyku döngülerini kontrol edemezler ama üç ay ile altı ay arası çoğu bebek gece kesintisiz en az sekiz saat uyuyabilmeli diye düşünüyorlar.

Yapılan araştırmalara göre bebeğin ilk altı ayında uykusunun yüzde 50-60 arası bir oranı tedirgin bir uyku oluyor. Bu aşamada bebek aniden esniyor, geriniyor ve hatta gözlerini açıp kapatabiliyor. Bunu bir çağrı olarak görmenin hata olacağını ve kucağımıza alarak bebeğin uyku eğitimini sekteye uğratmış olacağımızı söylüyor.

Fransız ebeveynler bebeklere iyi uyumayı öğretmeyi kendilerine ait bir görev olarak görüyorlar. Tıpkı onlara gelecekte temizlik alışkanlığını, sağlıklı beslenmeyi ve bisiklete binmeyi öğretmek gibi…Gecenin yarısını sekiz aylık bir bebeği uyutmaya çalışarak geçirmenin iyi bir ebeveynlik alameti olduğunu düşünmüyorlar. Onlara göre bu; çocuğun bir uyku sorunu olduğu ve ailesinin de ciddi anlamda dengesinin bozulduğu anlamına geliyor.

Uyku araştırmacıları da tıpkı Fransız ebeveynler gibi sağlıklı bir bebeği hiç “ağlatmadan” ve üstelik daha birkaç haftalıkken bile tüm gece uyumasını sağlamanın mümkün olduğunu söylüyorlar. Dört aylık bir bebeğin gece acıktığını düşünenlere de durumu şöyle açıklıyorlar: Evet aç ama beslenmesi gerekmiyor. Siz de gecenin ortasında acıkabiliyorsunuz ama midenizin dinlenmesi gerektiğini bildiğiniz için yememeyi öğrendiniz. Bu onun için de geçerli.

Kitabın uyku konusundaki bu düşüncelerini hangi arkadaşımla (özellikle çocuklu olanlar) paylaştıysam hiçbiri katılmadı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

SABIRLI VE SAKİN BİR ÇOCUK OLMASI İÇİN “BEKLE”!

İkinci olarak dikkatimi çeken beslenme konusunda uyguladıkları “bekle” metodu. Fransız ebeveynler çocuklarının ne sıklıkta besleneceği konusunda sıkıntı yaşamıyorlar. Dört aylık dönemden itibaren Fransız bebekler düzenli şekilde besleniyorlar. Tıpkı uyku metotları gibi, Fransızlar için bu bir ebeveynlik felsefesinin parçası değil, genel bir uygulama.

Fransız bebekler kabaca aynı zamanlarda yemek yiyor. Ufak tefek farklar dışında, anneler çocukların sabah sekiz, öğlen on iki, on altı ve son olarak akşam yirmide beslendiklerini anlatıyor. Yani her an atıştırma, neredeyse günde on öğüne çıkan beslenme durumu onlarda doğru kabul edilmiyor. Bunu da şu şekilde sağlıyorlar; çocuklarına “sessiz ol” ya da “dur” demek yerine daha çok “bekle” diyorlar. Fransız ebeveynlere göre çocukları her acıktığında hızla beslememiz, ona bağımlı muamelesi yapmamız anlamına geliyor. Fakat beklemesini sağlamak, ona saygı duymanın bir biçimi. Çocukları sınırlarla karşı karşıya getirmek öfkeyle baş etmelerini sağlayıp daha mutlu ve dayanıklı bireyler olmalarını sağlıyor. Öfkeyi yaşatmanın en nazik yollarından biri de, günlük hayatta çocuklara beklemeyi öğretmek diyorlar. Beklemek onlara göre sadece önemli bir beceri değil, çocuk büyütmenin yapıtaşlarından da biri.

Ayrıca Fransız ebeveynler çocuklarının beslenmesine bulamaç şeklinde renksiz gıdalarla başlamıyorlar. İlk lokmalarından itibaren bebeklere tadı tuzu olan sebzeler sunuyorlar. Yeni gıdalarla tanıştırmanın kolay olmadığını biliyorlar ama en azından bir lokma almasını sağlayın ve reddedilen gıdanın yerine asla bir başkasını önermeyin diyorlar. Yeni gıdaları üçten fazla kez reddetseler bile siz başka bir gün yine şansınızı deneyin diyorlar.

Tüm Fransız bebek kitaplarında ebeveynlere sakin kalmaları ve çocuklar tek bir lokma yemeseler bile yemek saatlerinde neşeli olmaları söyleniyor. Devletin el kitabında da; “Onu zorlamayın ama teklif etmekten de vazgeçmeyin.” deniyor. “Ufak ufak alışacak. Tadına bakacak ve nihayetinde hoşlanacak.”

O BİR PROJE DEĞİL, BİR BİREY!

Fransız ebeveynler çocuklarının herhangi bir şeye erken başlaması konusunda gergin değiller. Onları okumaya, yüzmeye ya da zamanından önce matematikte ilerlemeye itmiyorlar. Dahi çocuk olmaları konusunda motive etmiyorlar. Onlar da çocuklarını çeşitli kurslara gönderiyorlar ama bunu ne kadar iyi ebeveynler olduklarının bir kanıtı olarak yapmıyorlar. Fransa’ da bir çocuğu cumartesi sabahı müzik dersine yazdırmak beyninde herhangi bir bölgeyi çalıştırmak için yapılmıyor. İyi vakit geçirmesi için yapılıyor. Fransız ebeveynler “keşfetmeye ve “farkındalık” kazanmaya inanıyor.

KİMİN SÖZÜ GEÇECEK? ” ÇERÇEVE”!

Fransız ebeveynlerin diğer bir kullandığı ve benim dikkatimi çeken yöntem “çerçeve yöntemi”. Bu yöntemde çocukların net sınırları oluyor fakat bu sınırlar dahilinde olabildiğince özgür oluyorlar. Çerçeve çizmelerinin amacı çocuğu onun içine hapsetmek değil. Ona öngörülebilir ve güvenilir bir dünya yaratmak. Bu sınırların çocukları aydınlatıp güçlendirdiğini savunuyorlar.

Çerçeve yöntemi ile aslında esas patronun kim olduğunu çocuk daha yaşamının ilk yıllarından öğrenmeye başlıyor. Ebeveynler çocuklarıyla hatta bebekleriyle (çünkü onların da her şeyi anladığını düşünüyorlar) çok kibar bir şekilde uzunca çerçeve üzerine konuşarak oluşturuyorlar. Çocuklarına neyi yapmaya izinleri olduğu ve neyi yapamayacakları konusunu açıklamaya zaman ayırıyorlar. Çerçeve neredeyse somut bir hale geliyor ve ebeveynler sadece jestleriyle bile sınır çizebiliyorlar.

SADECE ANNE DEĞİLSİN!

Özellikle Paris’li kadınların önem verdiği konulardan biri de kendilerinin sadece anne olmadıkları ve çocuklarının esiri haline gelmemeyi kendilerine sürekli hatırlatmaları. Evet ebeveynlik önemli ama diğer rollerimizi de küçültmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Kafayı mükemmel anne olmaya takmıyorlar, çünkü böyle bir şeyin olmayacağını zaten biliyorlar.

KARARLI BİR ŞEKİLDE SÖYLE “HAYIR”!

Hayır kelimesi de Fransızlar için çok önemli. Bu kelimeyi tutarlılıkla söylemek gerektiğini ve ağızdan bir kere çıktıysa, asla değişmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Hayır kelimesi tartışılmaz olmalı ve çocuk bunu defalarca yıkmak için uğraşsa da, bir işe yaramamalı.

“ÖVGÜ” FAZLASI ZARAR !

Son olarak övgünün çocuk için iyi olduğunu fakat fazlasının onun hayatını yaşamasına engel olduğu sonucuna varıyorlar. Çocuğu memnun etmek için yetişkinin sürekli “aferin” demesi, çocuğu olumlu yoruma bağımlı kılar. Bir süre sonra kendileri hakkında iyi hissetmek için birinin onayına ihtiyaç duyabilirler. Ve çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar daima takdir edilirlerse, herhangi bir şey için çaba göstermez hale gelirler. Sonuçta nasıl olsa övülecekler.

Yazımı bitirirken son olarak kitapta etkilendiğim şu cümlelere de yer vermek istiyorum. Fransız ebeveynlere çocukları için en çok ne istedikleri sorulduğunda; “kendileriyle barışık ve rahat olmalarını” ve ” dünyada kendi yollarını çizmelerini” istediklerini söylüyorlar. Çocuklarının kendilerine ait zevkler ve düşünceler geliştirerek büyümelerini istiyorlar.

Canım kızım ben de aynılarını senin için diliyorum ve seni çok seviyorum…

Buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

Herkese ilk kitap yorumumla merhaba. Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan biricik kızıma (o şimdi annesinin karnında 24 haftalık) ve canım öğrencilerime çok teşekkür ederim. Neden mi onlara teşekkür ediyorum? Çünkü özellikle birilerinden sorumlu olan kişilerin (anne, baba, öğretmen, müdür, yönetici…) sorumlu oldukları kişileri gerçek anlamda sevebilmeleri ve yarar sağlayabilmeleri için önce kendilerini geliştirmelerinin, kendi eksikliklerini gidermelerinin, kendilerine olan saygı ve sevgilerini geliştirmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum o yüzden onlara kocaman teşekkür ederim.

Gelelim kitabın ne anlattığına, kitap duygu, düşünüş ve davranışımızı sürekli etkileyen İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana Baba’dan söz ediyor. İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana Baba’nın ilişkisinin dengeli olmasının iç huzurumuz ve dolayısıyla mutlu bir hayat sürmemiz için önemli olduğunu savunuyor. Aile içi ilişkilerin çocuğun yetişmesini nasıl etkilediğini konu ediniyor.

Kitap altı kısımdan oluşuyor. Birinci kısmın amacı sizi içinizdeki çocukla tanıştırmak. Bu kısımda size bazı sorular soruluyor. İkinci kısımda iç çocuğunuzun içinde yetiştiği aileyle ilişkisi inceleniyor. Üçüncü kısımda ailenin iç çocuğu nasıl utanma ve utanca boğduğundan bahsediliyor. Dördüncü kısımda daha önce size sorduğu sorulara verdiğiniz cevapların ne anlama geldiğini anlatıyor. Beşinci kısımda iç dünyamızdaki farklı sesleri duymamızı amaçlıyor. Son olarak altıncı kısımda kendi kendinize yardım ederek iç çocuğunuzla ilişkinizi nasıl geliştirebileceğinizi ele alıyor.

“İçimizdeki Çocuk” kitabı, eşimle beraber bilmediğimiz bu yeni dünyaya (anne-baba olma) adım atarken bize ışık tutması açısından okumaya karar verdiğimiz (aslında benim bir liste oluşturup bunları okuyacağız dediğim:)) kitaplardan biriydi. Diğerlerini de okudukça mutlaka sizinle paylaşacağım, takipte kalmaya devam edin 🙂 Kitabı eşimden önce ben okudum. Bu tarz eğitici kitaplar eşimin çok tarzı olmadığı için kitabın her sayfasını eşimin kitabı sevip sevmeyeceğini düşünerek okudum ve genel olarak neredeyse yarısına gelene kadar “eşim okurken kesin çok sıkılacak” dedim. Benim gibi eğitici ve kişisel gelişim kitaplarını seven biri için her şey yolundaydı ama bu tarz kitaplardan çabuk sıkılanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü kitabın yarısına kadar anlatım ders kitabı niteliğinde ilerliyor ve bir yerde “tamam anladım problemi artık çözüm istiyorum, ne zaman çözüme geleceğiz?” dediğimi hatırlıyorum. Bunu hissetmemin sebebi de büyük ihtimal bu tarz kitapları sevmeyenlerin psikolojisiyle okuduğum içindir. Eşim daha bu kitabı okumadı, okuduktan sonra burayı mutlaka günceller sevip sevmediğini sizlerle paylaşırım.

İçimizdeki Çocuk bence herkesin okuması gereken ilaç niteliğinde bir kitap. Bu arada kitabı gerçekten okudum diyebilmeniz ve kitabın asıl amacı olan İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana Baba’nın dengesini yakalayabilmeniz için yapmanız gereken bir kısım var. Bu kısım yaklaşık iki hafta sürüyor ve her gün yarım saat aynı saatlerde yapmanız gerekiyor. Ben açıkçası daha uygulamadım ama uygulamayı çok istiyorum. Uyguladıktan sonra mutlaka buraya ben de işe yarayıp yaramadığını ekleyeceğim.

Son olarak Doğan Cüceloğlu kitapları ile nasıl tanıştığımdan bahsetmek istiyorum. Bir ara çevremde bana ilham olacak birileri olmadığından yakınıyordum ve gözlerimi, yüreğimi dört açmış bana ilham olacak birilerini arıyordum. Ayrıca o sıralar tam da artık önüme gelen kitabı okumak yerine ne okumak istediğime, benim ilgimi çeken kitapların ne olduğuna karar verdiğim bir dönemdi. Doğan Cüceloğlu kitapları da o sıralarda internette takılırken bir yerlerden gözüme ilişip duruyordu. Biraz araştırınca okumam gerektiğine karar veriyorum. Eşimin kolilenmiş kitapları arasında bir ara Doğan Cüceloğlu kitabı gördüğümü anımsıyorum ama emin değildim. Yine de bir bakayım dedim ve evet yanlış hatırlamıyordum. Doğan Cüceloğlu’nun “Savaşçı” kitabı vardı evde, hem de imzalı. Eşim lisedeyken Doğan Cüceloğlu okullarına gelmiş, imza oradan. Evet, bu sayede Doğan Cüceloğlu’nun okuduğum ilk kitabı “Savaşçı” oldu. O kitabın her cümlesi, her sayfası beni çok etkilemişti, çünkü ben ne düşünüyorsam hepsi karşımdaydı ne eksik ne fazla. Günlerdir aradığım bana ilham olacak kişiyi bulmuş gibi çok sevinçliydim. O zamanlar tam da benim gibi düşünen bana beni hatırlatacak birilerini ararken “Savaşçı” ile karşılaşmam benim için çok büyüleyiciydi. Doğal olarak bunun sonucunda Doğan Cüceloğlu’nun tüm kitaplarını okuma kararı alıyorum.

Bu benim ilk kitap yorumumdu. Evet farkındayım biraz uzun oldu ama sizin görüşlerinizi çok merak ediyorum sizce nasıl olmuş?? Aşağıya yorumlarınızı bırakırsanız çok sevinirim. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

TUTKUNUZ İÇİN ZAMAN YARATMANIN 6 YOLU

TUTKUNUZ İÇİN ZAMAN YARATMANIN 6 YOLU



Siz de gerçekten bir şeyler yapmak isteyip zaman bulamayanlardan mısınız?

Hepimizin bazı sorumlulukları var; işimiz, ailemiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız yapılacaklar listemiz…. Ve bunların arasında kendimize ayıracak vaktimiz yok değil mi?!

Hayatımız sadece görev ve sorumluluklarımızdan ibaret olursa o zaman neşemizi, mutluluğumuzu, hayal gücümüzü kaybederiz. Herkes kendine ayıracağı bir zaman dilimine ihtiyaç duyar. Özellikle hobileri ve tutkuları için…

Şu an için kendinize zaman ayırabilmeniz imkansız gibi gözükse de her zaman bir yolu vardır. Hatta ben size bu yazımda birden fazla yolundan bahsedeceğim.

Haydi artık “zamanım olursa şunları şunları yapacağım” deme çünkü o zaman hiç gelmez. Eğer gerçekten istiyorsan şimdi başla!

  1. ÖNEM SIRALAMASI YAPIN

Önceliklerinizin farkında mısınız? Eğer bir plan programa sahip olursanız bu kafanızı toparlamanıza yardımcı olup sizi rahatlatacak ve günlerinizi daha verimli geçirmenizi sağlayacaktır. Plan programa sahip olan kişiler kendine ne zaman zaman ayıracağını, onun için nelerin daha önemli olduğunu, nelere hayır demesi gerektiğini bilir. Hayatınızda nelerin daha önemli olduğunu belirleyin ve bunun dışındakiler için hayır demeyi öğrenin.

2. TUTKULARINIZI KEŞFEDİN

Tutkularınız neler? Sizi neler daha çok neşelendirir? Hangi yeteneklere ve hediyelere sahipsiniz? Nelere daha çok heveslisiniz? Siz sadece bir anne, bir çalışan, bir koca, bir bakıcı veya bir girişimciden daha fazlasısınız. Size değer katan ve sizi daha iyi bir insan yapan şeyler neler? Sessiz bir yerde bütün bu soruları düşünün gerekirse not alın. Kendinizi yargılamadan düşüncelerinizin yüzeye çıkmasına izin verin. Tutkunuzu keşfedin.

3. HAYIR DEMEYİ ÖĞRENİN

Hayır demek gerçekten sorun değil. Zamanınız değerlidir ve yaşamınıza değer katan şeyler yapmak için harcanmalıdır. İşiniz, aileniz ve arkadaşlarınız önemli evet ama tutkunuz onlardan daha az önemli değil.

4. ZAMANINIZI ÇALMALARINA İZİN VERMEYİN

Kendimize ayıracak vaktimiz olmadığından şikayet ettiğimizde, aslında zamanımızı başka faaliyetlerle harcıyor olabiliriz. Araştırmalar, bir kişinin sosyal uygulamalarda günlük ortalama 1-2 saat harcadığını gösteriyor. Aslında kendimize ayıracak günlük ortalama en az 1 saatimiz var ama acaba önceliklerimizi düzgün belirlemediğimiz için bu zamanı yanlış yerlerde mi harcıyoruz? Acaba tutkularımız için biz mi yer açmıyoruz?

5. HER GÜN 10 DAKİKA

Her gün kendinize ayırabileceğiniz 10 dakikanız vardır değil mi? En yoğun programa sahip olsanız bile günde 10 dakikanızı ayırarak, sizi mutlu eden bir şeye zaman ayırabilirsiniz. Bu bir şiir yazma, yürüyüşe çıkma, egzersiz yapma, kitap okuma veya sessiz bir odada meditasyon yapma olabilir. Kendinize zaman ayırmanın yollarını bulun ve bu zamanı günden güne artırın.

6. MÜKEMMELİYETÇİ OLMAYIN

Çoğumuz yapmak istediğimiz her ne ise mükemmel yapmak istediğimiz için çoğu zaman başlayamıyoruz bile. Sizi son adıma götürecek olan “kusursuzluk değil ilerlemedir” bunu unutmayın. Ayrıca ilerlemenizi değerlendirirken kendinize karşı nazik olun. Joyce Meyers’ın dediği gibi: “Olmak istediğim yerde olmayabilirim, ama olmam gereken yerdeyim, iyiyim ve yoldayım.”

Kendinize, tutkularınıza, hobilerinize vakit ayırmanız sizi daha üretken kılar, stresinizi en aza indirir, ilişkilerinizi güçlendirir. Hayatınız daha anlamlı bir hal almaya başlar. Bunu yapabilmek için mevcut hayatınızdan vazgeçmenize, işinizi bırakmanıza, ailenizi ve sorumluluklarınızı ihmal etmenize gerek yok sadece kendinize yeterince zaman ayıracak şekilde hayatınızı nasıl yapılandıracağınızı öğrenmeniz yeterli.

Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…