BEBEĞİNİZE FRANSIZ KALIN!


Amerikalı Bir Anne Fransız Usulü Ebeveynliğin Sırrını Keşfediyor

İkinci kitap yorumum ile herkese merhaba 🙂 Eşimin sıkılmadan okuyacağı bir anne-baba kitabı buldum sanırım. Kitabın dili o kadar güzel ki. Bir kere size öğütlerde bulunmuyor, bu olmazsa olmaz demiyor, ders kitabı niteliğinde hiç değil… Kitap, akıcılığının yanında her sayfasında çok öğretici.

Yazar kendi yetişmiş olduğu kültürde (Amerikan kültürü) çocuk yetiştirirken yapılan yanlışları farklı bir kültürde (Fransa kültürü) yaşamasıyla fark ediyor ve bu yanlışları doğrularıyla araştırmalar yaparak değiştiriyor. Kendi öğrenme macerasını akıcı bir dille anlatırken seni de içine alan bu kitap bir bakmışsın sana da çoğu konuda farkındalık edindirmiş ve çoğu konuda seni de ikna etmiş 🙂

Olayın başlangıcı yazar için şu şekilde başlıyor, kızı 18 aylıkken eşiyle beraber yaz tatiline çıkmaya karar veriyorlar (kendi Amerikalı eşi ise İngiliz). Tatillerinin berbat geçmesi üzerine kendi deyimiyle gazeteciliğe özgü merakıyla ve annelik çaresizliğiyle hayranlık duyduğu Fransız usulü ebeveynlerin neyi farklı yaptığını çözmeye karar veriyor.

Kitap çocukların uyuma düzeninden, damak zevkine, sakin anne babalara kadar uzanan geniş kapsamlı bir kitap, ben sizinle özellikle dikkatimi çeken kısımları küçük konu başlıkları altında sıraladım. Hadi başlayalım.

DÜZENLİ UYKU İÇİN “DURAKLAMA”!

Öncelikle kitapta bahsedilen “duraklama” yönteminden bahsetmek istiyorum. Bebek ağlamaya veya huzursuzlanmaya başladığı anda hemen kucağımıza almamayı bir süre beklememiz gerektiğini vurguluyorlar. Yeni doğanlar kendi uyku döngülerini kontrol edemezler ama üç ay ile altı ay arası çoğu bebek gece kesintisiz en az sekiz saat uyuyabilmeli diye düşünüyorlar.

Yapılan araştırmalara göre bebeğin ilk altı ayında uykusunun yüzde 50-60 arası bir oranı tedirgin bir uyku oluyor. Bu aşamada bebek aniden esniyor, geriniyor ve hatta gözlerini açıp kapatabiliyor. Bunu bir çağrı olarak görmenin hata olacağını ve kucağımıza alarak bebeğin uyku eğitimini sekteye uğratmış olacağımızı söylüyor.

Fransız ebeveynler bebeklere iyi uyumayı öğretmeyi kendilerine ait bir görev olarak görüyorlar. Tıpkı onlara gelecekte temizlik alışkanlığını, sağlıklı beslenmeyi ve bisiklete binmeyi öğretmek gibi…Gecenin yarısını sekiz aylık bir bebeği uyutmaya çalışarak geçirmenin iyi bir ebeveynlik alameti olduğunu düşünmüyorlar. Onlara göre bu; çocuğun bir uyku sorunu olduğu ve ailesinin de ciddi anlamda dengesinin bozulduğu anlamına geliyor.

Uyku araştırmacıları da tıpkı Fransız ebeveynler gibi sağlıklı bir bebeği hiç “ağlatmadan” ve üstelik daha birkaç haftalıkken bile tüm gece uyumasını sağlamanın mümkün olduğunu söylüyorlar. Dört aylık bir bebeğin gece acıktığını düşünenlere de durumu şöyle açıklıyorlar: Evet aç ama beslenmesi gerekmiyor. Siz de gecenin ortasında acıkabiliyorsunuz ama midenizin dinlenmesi gerektiğini bildiğiniz için yememeyi öğrendiniz. Bu onun için de geçerli.

Kitabın uyku konusundaki bu düşüncelerini hangi arkadaşımla (özellikle çocuklu olanlar) paylaştıysam hiçbiri katılmadı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

SABIRLI VE SAKİN BİR ÇOCUK OLMASI İÇİN “BEKLE”!

İkinci olarak dikkatimi çeken beslenme konusunda uyguladıkları “bekle” metodu. Fransız ebeveynler çocuklarının ne sıklıkta besleneceği konusunda sıkıntı yaşamıyorlar. Dört aylık dönemden itibaren Fransız bebekler düzenli şekilde besleniyorlar. Tıpkı uyku metotları gibi, Fransızlar için bu bir ebeveynlik felsefesinin parçası değil, genel bir uygulama.

Fransız bebekler kabaca aynı zamanlarda yemek yiyor. Ufak tefek farklar dışında, anneler çocukların sabah sekiz, öğlen on iki, on altı ve son olarak akşam yirmide beslendiklerini anlatıyor. Yani her an atıştırma, neredeyse günde on öğüne çıkan beslenme durumu onlarda doğru kabul edilmiyor. Bunu da şu şekilde sağlıyorlar; çocuklarına “sessiz ol” ya da “dur” demek yerine daha çok “bekle” diyorlar. Fransız ebeveynlere göre çocukları her acıktığında hızla beslememiz, ona bağımlı muamelesi yapmamız anlamına geliyor. Fakat beklemesini sağlamak, ona saygı duymanın bir biçimi. Çocukları sınırlarla karşı karşıya getirmek öfkeyle baş etmelerini sağlayıp daha mutlu ve dayanıklı bireyler olmalarını sağlıyor. Öfkeyi yaşatmanın en nazik yollarından biri de, günlük hayatta çocuklara beklemeyi öğretmek diyorlar. Beklemek onlara göre sadece önemli bir beceri değil, çocuk büyütmenin yapıtaşlarından da biri.

Ayrıca Fransız ebeveynler çocuklarının beslenmesine bulamaç şeklinde renksiz gıdalarla başlamıyorlar. İlk lokmalarından itibaren bebeklere tadı tuzu olan sebzeler sunuyorlar. Yeni gıdalarla tanıştırmanın kolay olmadığını biliyorlar ama en azından bir lokma almasını sağlayın ve reddedilen gıdanın yerine asla bir başkasını önermeyin diyorlar. Yeni gıdaları üçten fazla kez reddetseler bile siz başka bir gün yine şansınızı deneyin diyorlar.

Tüm Fransız bebek kitaplarında ebeveynlere sakin kalmaları ve çocuklar tek bir lokma yemeseler bile yemek saatlerinde neşeli olmaları söyleniyor. Devletin el kitabında da; “Onu zorlamayın ama teklif etmekten de vazgeçmeyin.” deniyor. “Ufak ufak alışacak. Tadına bakacak ve nihayetinde hoşlanacak.”

O BİR PROJE DEĞİL, BİR BİREY!

Fransız ebeveynler çocuklarının herhangi bir şeye erken başlaması konusunda gergin değiller. Onları okumaya, yüzmeye ya da zamanından önce matematikte ilerlemeye itmiyorlar. Dahi çocuk olmaları konusunda motive etmiyorlar. Onlar da çocuklarını çeşitli kurslara gönderiyorlar ama bunu ne kadar iyi ebeveynler olduklarının bir kanıtı olarak yapmıyorlar. Fransa’ da bir çocuğu cumartesi sabahı müzik dersine yazdırmak beyninde herhangi bir bölgeyi çalıştırmak için yapılmıyor. İyi vakit geçirmesi için yapılıyor. Fransız ebeveynler “keşfetmeye ve “farkındalık” kazanmaya inanıyor.

KİMİN SÖZÜ GEÇECEK? ” ÇERÇEVE”!

Fransız ebeveynlerin diğer bir kullandığı ve benim dikkatimi çeken yöntem “çerçeve yöntemi”. Bu yöntemde çocukların net sınırları oluyor fakat bu sınırlar dahilinde olabildiğince özgür oluyorlar. Çerçeve çizmelerinin amacı çocuğu onun içine hapsetmek değil. Ona öngörülebilir ve güvenilir bir dünya yaratmak. Bu sınırların çocukları aydınlatıp güçlendirdiğini savunuyorlar.

Çerçeve yöntemi ile aslında esas patronun kim olduğunu çocuk daha yaşamının ilk yıllarından öğrenmeye başlıyor. Ebeveynler çocuklarıyla hatta bebekleriyle (çünkü onların da her şeyi anladığını düşünüyorlar) çok kibar bir şekilde uzunca çerçeve üzerine konuşarak oluşturuyorlar. Çocuklarına neyi yapmaya izinleri olduğu ve neyi yapamayacakları konusunu açıklamaya zaman ayırıyorlar. Çerçeve neredeyse somut bir hale geliyor ve ebeveynler sadece jestleriyle bile sınır çizebiliyorlar.

SADECE ANNE DEĞİLSİN!

Özellikle Paris’li kadınların önem verdiği konulardan biri de kendilerinin sadece anne olmadıkları ve çocuklarının esiri haline gelmemeyi kendilerine sürekli hatırlatmaları. Evet ebeveynlik önemli ama diğer rollerimizi de küçültmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Kafayı mükemmel anne olmaya takmıyorlar, çünkü böyle bir şeyin olmayacağını zaten biliyorlar.

KARARLI BİR ŞEKİLDE SÖYLE “HAYIR”!

Hayır kelimesi de Fransızlar için çok önemli. Bu kelimeyi tutarlılıkla söylemek gerektiğini ve ağızdan bir kere çıktıysa, asla değişmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Hayır kelimesi tartışılmaz olmalı ve çocuk bunu defalarca yıkmak için uğraşsa da, bir işe yaramamalı.

“ÖVGÜ” FAZLASI ZARAR !

Son olarak övgünün çocuk için iyi olduğunu fakat fazlasının onun hayatını yaşamasına engel olduğu sonucuna varıyorlar. Çocuğu memnun etmek için yetişkinin sürekli “aferin” demesi, çocuğu olumlu yoruma bağımlı kılar. Bir süre sonra kendileri hakkında iyi hissetmek için birinin onayına ihtiyaç duyabilirler. Ve çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar daima takdir edilirlerse, herhangi bir şey için çaba göstermez hale gelirler. Sonuçta nasıl olsa övülecekler.

Yazımı bitirirken son olarak kitapta etkilendiğim şu cümlelere de yer vermek istiyorum. Fransız ebeveynlere çocukları için en çok ne istedikleri sorulduğunda; “kendileriyle barışık ve rahat olmalarını” ve ” dünyada kendi yollarını çizmelerini” istediklerini söylüyorlar. Çocuklarının kendilerine ait zevkler ve düşünceler geliştirerek büyümelerini istiyorlar.

Canım kızım ben de aynılarını senin için diliyorum ve seni çok seviyorum…

Buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Bir diğer yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

“BEBEĞİNİZE FRANSIZ KALIN!” için bir yanıt

  1. Kesinlikle fransızlara duraklama yöntemlerinde katılıyorum daha 65gunluk kız çocuğu annesi olarak 🙂 bebeklerini tamamen en baştan bir birey olarak kabul edip öyle davranılması gerektiği bilincindeler..

Yorumlar kapatıldı.